Bediüzzaman Hazretleri çocuk yaşlarında başlamış olduğu ilim tahsilini, yine çoçuk yaşları denebilecek bir yaşta, yani o­n dört yaşlarında Doğubeyazit’ta, Şeyh Mehmet Celali Hazretlerinin medresesinde tamamlamıştır.
Burada üç ay gibi kısa bir süre içinde seksen kitabı ezberlemiş ve müderrislerden teşkil olunan bir ilimi heyet önünde sıkı bir imtihandan geçerek icazetini almıştır.

Üç ayda seksen kitap. Dile kolay. Elbette ki, bu kitaplar ağırlıklı olarak zamanında medreselerde okutulan din ilimleri kitaplarıdır. Tefsir, fıkıh, hadis, kelam gibi…

Fakat iş bu noktada bitmemiş. Hazret-i Üstad ara vermeksizin ilim tahsiline devam etmiş. Sonraki yıllarda bilhassa din ilimleri ile birlikte fen ilimleri üzerine de yoğunlaşmış.

Tarihçe-i Hayatından bir kesit:

“İki senelik Bitlis hayatından sonra Said Nursi, Vali Hasan Paşa’nın daveti üzerine gittiği Van’da o­n yıl kadar kaldı. Hasan Paşa’nın yerine tayin olunan İşkodralı Tahir Paşa da Said Nursi ile ilişkilerini devam ettirmiş ve aralarında samimi bir dostluk kurulmuştu. Bediüzzaman konağın kendisine ayrılan bölümünde uzun süre kalarak çalışmalarına devam etmişti.

Çeşitli gazete ve dergilerin de zamanında bulunabildiği konağın zengin kütüphanesi, Bediüzzaman’a çeşitli konularda derinleşmesi için iyi bir imkan oluşturmuştu. Said Nursi, burada Paşa’nın kütüphanesindeki pozitif bilimlere ait kitapları da inceleyecek çalışma imkanını buldu. Bir yandan tarih, felsefe, coğrafya, matematik, kimya, jeoloji ve felsefe ile ilgilenirken, diğer yandan içinde yaşadığı toplum yapısını çok yakından inceleme ve tanıma fırsatına sahip oldu. Osmanlı cemiyetinin içinde bulunduğu sıkıntıların aşılmasında eğitime çok önemli bir rol düştüğünün farkındaydı ve medreselerde din ilimleriyle birlikte müsbet ilimlerin de okutulması gerektiği kanaatine vardı.”

İfadeden anlaşıldığı üzere tefsir, hadis, kelam gibi temel din ilimleri yanında Üstad, matematik, kimya, jeoloji okumuş. Felsefenin en derin konularına girmiş. Coğrafya, astronomi gibi ilimleri incelemiş. Hikmet-ül Eşya denilen fizik biliminde mektepli alimlerle münazaralar yapacak derecede vukufiyet kazanmış. İnsan anatomisi hakkında temel eserleri hafızasına almış.

Üstad 1907 yılında İstanbul’a geldiğinde yine zamanın fen ilimlerini takip ettiğini görüyoruz. Öyle ki İstanbul’daki Şekerci Hanındaki ilmi münazaraların bir çoğu fen ilimleri konusunda olmuştur.

Üstad Hazretlerinin fen ilimlerindeki bu derin bilgi ve vukufiyeti 1923 sonrası neşretmeye başladığı Risale-i Nur Külliyatına da tam olarak yansımıştır. Risale-i Nurda öyle fenni tabir ve izahlar vardır ki, çoğu kez bu bölümleri ancak o ilimde uzmanlaşmış kişiler tam olarak anlayabilir.

Mesela Mirac Risalesinde geçen zamanın izafiyeti konusu. Orada zamanla ilgili öyle ilginç izahlar vardır ki, bu ifadeleri tam olarak anlamak için ciddi bir teorik fizik bilgisine ihtiyaç vardır.

Mesela 32. Sözün Birinci Mevkıfında geçen insan vücudu ile ilgili bir haşiye var. Bu haşiyede öyle enteresan bilgiler verilmiş ki, bu ifadeleri anlayabilmek için derin bir anatomi bilgisine sahip olmak gerekiyor.

Mesela 30. Söz. Hem Birinci hem de İkinci Maksad çok derin felsefi ve fenni bilgiler ihtiva ediyor. Zerre risalesinde Kuantum mekaniği ile örtüşen bilgiler atomların hakikatleri konusunda araştırmacılara yol gösteriyor.

Mesela 20. Söz. Günümüzde keşfedilen ve keşfedilecek olan teknik ve teknolojik gelişmelere işaret etmesi cihetiyle apayrı bir yere sahiptir.

İşte bunlar gibi Risale-i Nurda daha burada sayamayacağımız yüzlerce tabir ve ifade fen ve bilim konularını izah etmekte, teknik ve teknolojik hadislere işaret etmektedir. İnşallah fırsat buldukça burada sizlere zaman, zamanın izafiyeti, zaman yolculuğu, kuantum mekaniği, big bang teorisi, ışınlama, ölüme geçici çare bulunması vs gibi fenni konuların Risale-i Nura yansımaları hususunda izahlar yapmaya çalışacağız.

Gayret bizden, muvaffakiyet Allah’tandır.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER