Ali İhsan Tola’dan şifâlı reçeteler

Hemen herkesin sağlığı ciddi tehdit ve tehlike altında iken, bizim de bir süreliğine aynı tarz konularda tahşidat yapmamız daha münasip olsa gerektir.
Kendimiz tıbbiyeli ve sağlıkçı olmadığımız gibi, konu uzmanı da değiliz. Fakat, uzmanlığı ve liyâkati umumî kabul görmüş bazı zatları tanıyoruz.

İşte, güvenilir o zâtlardan biri de Senirkentli Ali İhsan Tola’dır. 1927 Senirken doğumlu olup 2009’da yine aynı yerde vefat etti. Cenâb-ı Hak, ona rahmet eyleye.

Kendisiyle 1995 yılı Temmuz ayı sonlarında Barla’daki Çam Dağının tepesinde bizzat görüşüp tanıştık. O tarihte Orman Bölge Müdürü olan muhterem Mustafa Yorgancıoğlu ile birlikte gelmişlerdi.

Orada, uzun uzun dersini, sohbetini ve bazı sağlıkla ilgili tavsiyelerini dinledik. Üstad Bediüzzaman, şifâlı bitkilerle ilgili ilk ders de burada vermiş. Ona Karabaşotu’nu gösterip “Ali İhsan, bunun üzerinde çalış” demiş. Tabii, ona daha başka dersler vermiş ve bu şekilde ona bazı sır kapıları açılmış.

Ali İhsan Tola ile birlikte Çam Dağında iken, rahatsızlığı olan iki kişiye de hemen oracıkta gereken şifâlı ilâçları söyledi. Her ikisinin de kısa sürede iyişletiğine yakînen şahit olduk. Detaylar şöyle:

Birincisi, henüz çocuk yaşta olan bir hastaydı. Soğuk su içtiğinde, en ufak bir soğuk algınlığında, hemen boğazı ağrıyor, bademcikleri şişiyordu. Ayrıca bronşit geçiriyor, şiddetli öksürük nöbetlerine yakalanıyordu.

Çocuğun durumunu, çağımızın bir Lokman Hekimi olan Ali İhsan Abiye anlattık; bize şunları söyledi: Etrafta gördüğünüz gibi, çok sayıda ardıç ağacı var. Gidip sararmış, kırmızılanmış tohumlarında toplayın. Havanda iyice dövdükten sonra bal ile karıştırın. Hasıl olan kuvvetli macunu, aç karnına sabah-akşam çocuğa birer tatlı kaşığı yedirin. Biiznillah, kısa sürede şifa bulur.

Ali İhsan Tola, Mustafa Sungur ile bir arada. Sohbet esnasında, M. Sungur şunu sorar:
– Ali İhsan, bu bitkilerin esrarı sana nasıl açıldı?
Ali İhsan Tola şu cevabı verir:
– Üstad’ın himmetiyle açıldı. Sizi nasıl görüyor, tanıyorsam, o bitkileri de öyle görüyor, tanıyorum.

Söylediklerini aynen yerine getirdik. Çocuk şifâ buldu. Aradan 25 sene kadar bir zaman geçtiği halde, bir daha o hastalığa hiç yakalanmadığını öğrendik.

Ali İhsan Ağabey, ardıç tohumuyla ilgili şu bilgileri de verdi: “Ardıç tohumundan elde edilen ardıç yağı, antibiyotik yerine de geçer. O yağın içine demiri koysan erir; lâkin, insan vücuduna zarar vermez. Aksine, vücuttaki cerahati, iltihabı çıkarır, atar. Vücud dengesini temin eder. Şiddetli ağrılara karşı da, ardıç yağı ve kantaron karışımı sürülürse iyi gelir.”

İkinci hastamız, yetişkin biriydi; şiddetli ishâli vardı. Onun için de şu tavsiyede bulundu: Etrafta, bol miktarda karaçalı dikeni var. O dikenli ağacın meyvesini kırıp içindeki minik çekirdeklerden bir miktar toplayın. Su dolu bir cezvenin içinde kaynatın. Hasta, çay içer gibi o sudan içsin. Allah’ın inayetiyle, çabucak şifâ bulur.

OKU:  Müfteri, iftirasında ısrar ediyor

Emin olun, bu ilâç da aynen diğeri gibi kısa süre içinde netice verdi. Yani, 3-5 günlük zaman zarfında her iki hasta da şifa buldu. Yaşananları bugün gibi hatırlıyorum.

Senirkentli Ali İhsan Tola’nın kendisi orman mühendisi idi. Fakat, çağımızın bir Lokman Hekimi gibiydi. Bir başka ifade ile “Alaylı Fitoterapi” uzmanıydı. Adeta, Tıbb-ı Nebevî’nin çağımızdaki temsilcisi gibiydi. Ona, bitkilerin esrarı açılmıştı. Sayılamayacak kadar çok insan ondan istifade etti.

Bir gün, kendisini ziyaret eden Mustafa Sungur şunu sorar: “Ali İhsan, şu bitkilerin esrârı sana nasıl açıldı?” Ali İhsan Tola şu cevabı verir: Üstad’ın himmetiyle açıldı. Sizi nasıl görüyor, tanıyorsam, o bitkileri de öyle görüyor, tanıyorum. Neye yaradıkları bana o surette görünüyor. Meselâ, bir bitki böbreğe yarıyorsa, onu böbrek sûretinde görüyorum. (Okan Yılmaz’ın hatırası.)

Ali İhsan Tola, “nebatatın esrarı”na dair adeta melekutî bir hâl almıştı.
Allah’ın yardımıyla ve Üstadı olan Bediüzzaman Hazretlerinin de ona bir derece rehberlik etmesiyle, çeşitli otlardan, çiçeklerden, bal dan ve çeşitli yağ karışımlarından yaptığı ilâçlarla, hayatının sonuna kadar insanlara hep faydalı olmaya çalıştı.

Hayatının ilerleyen zamanlarında ise, bu kez taşlarla ve madenlerle de tedâvi yollarını gösterdi. Hangi madenin, hangi kıymetli taşın hangi hastalığa iyi geldiğini isim isim belirterek anlatıyordu.

Bilvesile, şunu da belirtelim ki, verdiği hizmetlerden bir ücret almadığı gibi, herhangi bir ücret beklentisi için de olmadı. Özetle, sunduğu bütün hizmetleri, sırf Allah rızası için yerine getirmeye çalıştı.

Genlerle oynama cinayeti

Ali İhsan Tola’ya, bir gün doktorlardan, tıp uzmanlarından bir heyet gelir.

Heyetin içinde, Ali İhsan Tola’nın bilgi ve tecrübesini küçümseyenler var. Hatta, bitki, taş ve mandenlerin şifâlı yönlerinden bahsettiğinde, onunla adeta alay edenler bile olur. Kendisi ise, bu mağrur kimselere iyi bir ders verircesine söze başlar ve devamında özetle şu izahlarda bulunur:

* Beş bin defa büyütüldüğünde ancak görülebilen bir damlacık sperm hücresinin içinde, anne-babadan gelen bütün genler yer alıyor. Bütün organlar, onun içinde planlanmış durumda. Bu kadar hassas terazisi olan kâinat eczanesi hafife alınamaz.

* Bitkilerin tohumlarındaki genlerle oynayanlar var. Bu bir cinayettir. Tohum vermesi yok edilmiş GDO’lu yiyecekler, insan tohumunu da kısırlaştırıyor. Tüp bebek patlamasının bir sebebi de budur.

* Aynı şekilde, çocukların sakat veya özürlü doğmalarındaki en mühim sebeplerden biri, yine tohumların genleriyle oynanması ve neticede bozulmasıdır.

* Sun’i ilâçların yan etkisi var. Bihakkın tedâvi etmiyor. Elli küsûr sene evvel Üstadımdan aldığım mühim bir derstir bu.

OKU:  Nur semasının en parlak yıldızı: ZÜBEYİR GÜNDÜZALP

* Her maden, insan vücudunda ayrı bir hassâ (özellik) teşkil eder. Hâzık (güvenilir, uzman) hekim, vücuttaki o madenin eksikliğini tesbit eder. O eksikliği giderecek veya orada biriken enerjiyi alabilecek ilâçlarla hastalığı tedâviye çalışır.

* Meselâ şu gördüğünüz taş, çam ağacının toprakta uzun yıllar kalmasıyla bu hale gelir. Şu taş ise, bildiğimiz kehribardır. Kehribar, guatırı izâle eder. Gece horlamasını keser. Troit bezlerindeki eksikliği veya fazlalığı dengeleyip tedâvi eder.

* İşte bakın, şu taş şuâ neşrediyor. Kolye gibi takılır. Esasen, her maddenin neşrettiği bir şuâ vardır. Meselâ, madenlerden kuvars var. Cam kesen elmas cinsinden. Sertlik derecesi çok yüksek bir madendir. İnsanda vücut direncini arttırır. Demek ki, taşlarla da tedâvi mümkündür. O madenin olduğu yerdeki havanın teneffüs edilmesi veya oradaki pınardan su içilmesi (şifâlı su) tedâvi eder.

* Üstadımız Bediüzzaman “Temiz hava, gıdadan daha kuvvetlidir” derdi. Bu sebeple, fırsat bulduğunda hemen her gün kırlara çıkardı. “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözünün, bir mânada bu noktaya da baktığını söylemişti.

Tiryakî sözlerinden bir demet:

* Biz ruhbana değil, bürhâna tabiyiz.

* Besmele ve 7 Fatiha-i Şerife, bütün hastalıklar için şifâya vesiledir.

* Zümrüt, isabet-i nazara mâni bir taştır.

* Kantaron yağı, kanser ağrısını keser.

* Çayı limonla içmek, çayın zarar verici keyfiyetini giderir.

* Elmayı kabuğuyla yemek yüzü güzelleştirir.

* Günde 21 adet kuru üzüm hafızayı açar.

* Sızma zeytinyağı ve kantaron, iç ve dış kanamaları keser, hücreleri yeniler, sinir uçlarını tamir eder.

* Kudret narı, yüzü güzelleştirir, leke koymaz. İçilir ve hastalıklı yere sürülürse sedef hastalığını ve kaşıntıları yok eder.

* Bal karışımlı ardıç tohumu, bronşite iyi gelir. Ardıç yağının da, antibiyotik tesiri var.

* Migrene karşı, karabaş balı iyi gelir. Karabaş balının, beyin hastalıklarında da damar açıcı özelliği var.

* Kırılan, dökülen saçlar için: Saçlar, kekik suyu ile yıkanmalı; saç diplerine lavanta yağı veya kantaron yağı sürülmeli.

* Yenilen her bir gıda, vücutta nuraniyet kesbediyor. Ondan sonra faydalı oluyor.
 

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*