14 Temmuz 2017 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve yüz binlerce cami ve hutbelerin alet edildiği devlet hutbesindeki çelişkiler yanında, şunlara ne demeli?

“Bu ihanet girişimi bir kez daha gösterdi ki, bizlere düşen vazife, yüce dinimizi sahih kaynaklardan öğrenmektir. İslâm’ı Kur’ân ve sünnetin rehberliğinde en güzel şekilde yaşamaktır. Tarih boyunca medeniyetler kuran ana yoldan sapmamaktır. Din gibi yüce bir hakikati şahıslar üzerine bina etmemektir. Bu tür ihanet ve kötülüklere bir daha maruz kalmamak, maslahat rengine bürünmüş mefsedet hareketlerine boyun eğmemek için bilgi ve hikmet yolundan ayrılmamaktadır.”

Peki, Müslümanlar dinlerini İmam-ı Gazali (ra), İmam-Rabbani (ra), A. Kadiri Geylani (ra), Şah-ı Nakşibend (ra), Mevlânâ Halidi Bağdadî (ra), Bediüzzaman (ra) gibi onlarca müceddidden, yüzlerce müçtehidden, binler âlim ve mütefekkirlerden öğrenmedi mi, öğrenmiyor mu?

Dinimizi bize öğreten ve Kudsî kaynağımız Kur’ân’ın, “Verrasihune fil ilmi! / İlimde derinlik sahibi olan” (Al-i İmran Sûresi, 7) yönlendirdiği şahısların üzerine sünger çekip; insanları “Kur’ân Müslümanlığı” gibi ne olduğu belli olmayan bir akıma doğru yönlendirmek, ne dehşetli bir çelişkidir!

Şöyle ki: “Kur’ân Müslümanlığı” denen akım “Müçtehid, müceddidleri bırakın, dininizi kudsî kaynaklardan öğrenin” derken, Türkler, Kürdler ve sairleri Arapça bilmediğine göre, “mealleri” tavsiye ediyorlar?

Yani, meallerin manaları nasıl kısırlaştırdıkları ayrı bir inceleme mevzuu da, “mealleri hazırlayan şahıslar” değil mi? Yoksa “mealciler kudsî kaynak” mı!

*

Diyanet İşleri Başkanlığının eserlerini bastırdığı ve sayın Başkanının sitayişle bahsettiği Bediüzzaman şöyle demiştir:

“Bu zamanda bu gibi içtihadlar, Semâvî değil, ancak arzî içtihadlardır. Bu gibi içtihadlarla Hâlık-ı Semâvat ve Arzın hükümlerinde yapılan tasarrufat merduttur.

“Meselâ, bazı gafiller, hutbenin Türkçe okunmasını istihsan ediyorlar ki, halkın bilhassa siyasî ahvalden haberleri olsun. Halbuki bu gibi ahval-i siyasiye yalandan, hileden, şeytanî fikirlerden hâli değildir. Hutbe makamı ise, ahkâm-ı İlâhiyenin tebliği için ittihaz edilmiş bir makamdır.”1

Dipnot:
1- Mesnevî-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 78.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER