Müflis müfteriler, müfrit yalancılar Nur`dan rahatsız olan yarasa tabiatlı müfteriler, tutundukları karanlıklı dehlizlerden parazitli sesler çıkarmaya devam ediyorlar. Aşikare şekilde yalan uyduruyorlar. Utanmadan, sıkılmadan, hiç Allah`tan korkmadan iftira atıyorlar. Hiç yüzleri kızarmadan, hakarette bulunuyorlar.
Mesela diyorlar ki: `Said Nursi`ye göre, bizimle savaşmış olsa bile, ölen bir Hıristiyan şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.` İşte bu, sunturlu bir yalandır. Yalanın, iftiranın daniskasıdır. Zira, Said Nursi`nin böyle bir sözü yoktur. Bir de `Kastamonu Lahikası, sayfa 45` diyerek, yüzleri hiç kızarmadan sayfa numarası veriyorlar. Böyle yalancıların suratına tükürmemek için kendinizi zor tutarsınız. Hoş, tükürseniz de nafile ya; Nisan yağmuru derler. * * * Öte yandan, Üstad Bediüzzaman`ın Birinci Dünya Savaşı(1915) ile ondan 25 sene sonraki İkinci Dünya Savaşı(1940) münasebetiyle söylediği sözler ve yaptığı değerlendirmeler kast–ı mahsusla birbirine karıştırılıyor. Bugün ilköğretim seviyesindeki çocuklar dahi biliyor ki, Müslümanlar, yani İslam dünyası II. Dünya Savaşının tamamen dışındadır. Hem fiili, hem de fiziki olarak. Esasında, bunu yalancı müfteriler de biliyorlar; ama, ne kadar zihin bulandırsalar, onu kar saymaktalar.

* * *

Yine mesela diyorlar ki: `Said Nursi`ye göre, savaş gibi felaketlerde perişaniyet içinde ölenler, eğer 15 yaşına kadar olanlar ise, hangi dinden olursa olsun şehit hükmündedir.` (Bkz: Kastamonu Lahikası, s. 79.) Vay efendim, Said Nursi böyle bir sözü nasıl olur da söylermiş… Ateş püskürüyorlar, amansızca saldırıyorlar, bu ifadeden dolayı… Bu güruhtan aklı henüz bozulmamış, vicdanı tefessüh etmemiş olanlara, şunları söylemek lazım: * Yahu, dünyaya gelen her çocuk, İslam fıtratı üzerine doğmuyor mu? * Siz buna inanmıyor musunuz? Yahut tersini iddia edebilir misiniz? * Bu hususta şayet farklı bir dini itikada sahipseniz, o takdirde, şundan başka söylenecek bir söz yok: `Leküm dinüküm, veliye din.`

* * *

Son bir noktayı daha dikkatinize sunarak geçiyoruz. Bu saldırganların, müsbet manada herhangi bir hizmeti, faaliyeti, gayreti yoktur. Müflis olmuşlardır. Şayet, ciddiye alınacak güzel bir hizmetleri olsaydı, zaten onunla meşgul olur, onu nazara vermeye çalışırlardı. Manevi sermayeleri tükendiği için, hizmet yerine sadece hezimeti biliyorlar, sadece saldırmayı becerebiliyorlar. Sataşa sataşa, saldıra saldıra kendilerinden söz ettirmek istiyorlar. Mecbur kalmadıkça, biz de isimlerini vermeme, reklamlarını yapmamaya çalışıyoruz. Hasılı, yalan ve iftira dahi olsa, öncelikli vazifemiz, sorulan her suale cevap vermeye, ortaya atılan her konuya izahat getirmeye çalışmaktan ve bundan ötesini de Allah`a havale etmekten ibarettir.

15.03.2006

Yeni Asya