Bediüzzaman ve şefkat

1. “Evet insanın en birinci üstadı ve tesirli mual­limi, onun vâlidesidir.” “Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve mer­hamet etmeyi, o vâlidemin şefkatli fiil ve halinden ve o manevî derslerinden aldığımı yakînen görüyo­rum.” cümlelerinden anlıyoruz ki; en eğitici ve öğre­tici ve tesirli bir haslet şefkattir.

2. Rüyasında merhum validesine “Ana kork­ma, Cenab-ı Hakkın emridir; o Ra­him’dir ve Hâkim’dir’’demesi za­manın vazifeli şahsiyeti olduğunu ve bu vazifeyi şefkat hasletiyle ya­pacağını ve yaptığını göstermek­tedir.

3. Şefkatin su-i istimalinden gelen elemlerin Bediüzzaman’a tesir etmemesinin sebebi; sırr-ı tevhidin onun hayatında yer et­mesidir.

4. Bediüzzaman Hazretlerini ömrü boyunca ne cennet sevdası, ne de cehennem korkusu taşıma­dan milletin selâmeti için çalıştı­ran hakiki şefkattir.

5. Şefkatin anlamını “hakiki ihtiyaçların giderilmesi” olarak al­dığımızda; Bediüzzaman hakiki ihtiyacı iman olarak belirlemiş ve şefkat hasletini iman hizmetinde kul­lanmıştır.

OKU:  Bediüzzaman'ın Ayasofya hakkındaki görüşleri

6. Bediüzzaman’ın müellifi olduğu eserlerin her kesime hitap etmesinin mühim bir sırrı; Kur’ânî şef­kate ayinedarlık etmesidir.

7. Cahiliye devrinden günümüze kadar taşınan ve medeniyetin daha yeni yeni ve nakıs bir çözüm bulabil­diği mesele olan “kadın,’’ medeniyet-i Kur’ân’dan ders alan Bediüzzaman için “şefkat kahramanları” olmuş hatta kadınların şefkatlerinden ötürü Risale-i Nur’a fıt­raten daha ziyade alâkadar olduğunu dile getirmiştir.

8. Bediüzzaman’ın tarihçe-i hayatında görü­len; ihlâsı, istiğnası, teveccüh-ü nastan kaçınması, maddî ve manevî makamları reddetmesi, affedicili­ği, sabrı, başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmemesi ve iman hakikatlerini muhtaç olan her­kese ulaştırma gayesi içinde olması imandan tevel­lüd eden hakiki şefkatin neticeleridir.

9. Hz. İbrahim (as) fedailiğiyle meşhurdur. Canı­nı, evlâdını ve malını feda ettiren fedakârlığı ve hak namına fera­gati günümüzde Bediüzzaman’ın “mesleğimiz haliliye olduğu için meşrebimiz hıllettir” ifadelerinde hayat bulmuştur.

OKU:  Bediüzzaman’ın hediye almayışı

10. Ne olursa olsun her şey istikametten ayrıldığında elem getirir. Asrın istikametli yolu olan “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” tarikının vird-i esasının ‘ittiba-ı sünnet’ olması gösterir ki, “şef­kat”te dahi istikamet üzere olan Resul-i Ekrem’in (asm) şefkati, o tarikte bulunan Nur Talebelerine Asr-ı saadetten gelen ve ancak ittiba-ı sünnet ile hüsn-ü imtisal edilebilecek bir miras-ı nebevidir.

11. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı islâm’dır.” diyen Bediüzzaman, şehamet ve şef­kat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer’iye­nin, ferdler hatta kıtalar arasında da; asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı olan şûrayı netice vereceğini belirterek; biz Nur Talebeliğine namzet olanların şefkat esaslı mesleğimizde bu esasa ri­ayet ederek şûrâyı kuvvetlendirip ittihad-ı İslâm’a vesile olmakla vazifeli olduğumuzu beyan eder.

Bizim Aile Temmuz 2015

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*