Müslüman olmayan “İran’ın âdil padişahlarından Nuşirevân-ı Âdil”in adaleti dillere destandı.

“Hz. Ömer’in ve Sa’d İbni Vakkas (ra) Hazretlerinin deve ve mallarını gasp eden oğlunu ve oğlunun gasp ettiğini söylemeyen tercümanını astırdı!”1

*
Hz. Ömer (ra), “Ben Nuşirevan’dan daha adilim!” diye haber göndermişti bir Yahudiye haksızlık eden valisi Sa’d İbni Vakkas’a. Yüzü sapsarı kesilen vali, Yahudi’nin hakkını verdi. Adalet böyle bir şeydir.

*
Sorgusuz, sualsiz, delilsiz, belgesiz hapislere tıkılıp, 10 kişinin kalacağı koğuşlara 30 kişi üst üste yığılan 10 binlerce kadın, çoluk-çocuk, yaşlı Mecusi değil, Yahudi değil Müslümandır…

Onlara iftira edenler de, hapse tıkanlar da, işlerine de, aşlarına da, eşlerine de, çoluk-çocuklarına da el koyanlar Müslümandır!

Bu ne dehşetli bir nifaktır! Bu ne dehşetli bir imtihandır!

*
“Adalet mülkün/devletin temelidir” sözü Hz. Ömer’e (ra) aittir. Adalet istemek, mülkün temelini istemektir. Adaleti kim isterse, mülkün temelini istiyor demektir.

Adalet nerede ise, kim isterse ona destek vermek mülkün/devletin bekasına hizmet etmektir.

Adalet isteyenlerin şahıslarına bakarak adalete itiraz etmek gaflettir ve cehalettir.

*
Asıl acınacak olanlar hapsedilen masum, mazlûm, mağdurlar değil; onlara bu zulmü reva görenlerdir! Vay onların hallerine! Allah Adil’dir, Adil-i Mutlaktır. Adaleti mutlak dünyada da tecelli eder.

“Alemde görünen tasarrufattan anlaşılıyor ki, Sâni-i Âlemin pek yüksek, celâlli, izzetli bir haysiyeti vardır ki, ubudiyetle Sânii tâzim etmeyenlerin veya istihfaf edenlerin tediplerini, tehir ve imhal etse bile, ihmal etmez!”2 Allah imhal eder/mühlet verir, ama, ihmal etmez! Adiller için yaşasın Cennet ve zalimler için yaşasın Cehennem!

Yoksa başımıza yağan bu dehşetli adaletsizlik ve haksızlık; Müslüman çoluk-çocuk, genç, ihtiyar, kadın, bebeklerin başına İncirlik’ten yağdırdığımız bombaların bumerang gibi geriye dönmesi ve cezası mı?

Allah Adil’dir ve adaletli olanları sever. Uhibbul adilin, lauhibbül gafilin ve lauhibbül cahilin!

Dipnotlar:
1- B. Said Nursî, Lem’alar, s. 149. 2- B. Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, s. 36.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER