Mehdi meselesi 1436 yılı aşkın İslâm dünyasında belki de en çok tartışılan ve müzakere edilen, üzerinde kafa yorulan mühim bir konudur.
Peygamber Efendimizin (asm) vefatını müteakip, daha Sahabe zamanında Mehdiyi beklemeye başlamışlar. İslâmın daha ilk asrından bu yana, zamanımıza gelene dek her asır Mehdiyi beklemiş, hatta bazıları çıktığına hükmetmişler. İşte kâinatın ve dünyanın son yüzyılına girdiği yaşadığımız zaman diliminde de, İslâm dünyası ve uleması arasında en çok müzakere edilen konulardan birisi yine Mehdi meselesidir. İşte bu noktada Mehdi meselesini Risale-i Nur’da beyan edilen yorum ve izahlara istinad ederek, temel meselelerini müzakere etmek istiyoruz. Konuyu alışılagelmiş izahlardan bir miktar farklı olarak, aklî deliller ışığında, zaman ve mekân ve olaylar delillerini de göz önüne alarak nazarlara sunmak istiyoruz.

Öncelikle “Mehdi meselesinin kaynağı nedir” sualine cevap aramak gerekiyor.

Evet, Mehdi meselesinin kaynağı nedir?

Mesele niçin bu kadar tartışmalara ve müzakerelere sebep oluyor?

Evet, bu ve benzeri soruların cevapları hadis kaynaklarında yer almaktadır. Zira Mehdi meselesinin kaynağı doğrudan Resul-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâmdır. Onun bize bildirdiği ve müjde verdiği sahih haberlerdir.

Genelden özele doğru gidecek olursak iki mühim hadisi zikrederek konuya başlamak istiyoruz:

Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

“Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in peygamberleri gibidir.” (Hadis-i şerif: Keşfül-Hafa, 2:64. )

Bu hadis-i şerifin tefsiri mahiyetinde olan başka bir hadis-i şerif de şöyledir:

“Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir” (Ebu Davud, Melahim, 1.)

Bu iki hadis-i şerif ise Nurlarda şöyle tefsir edilmiş:

“Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (asm) muhafaza etmiş.”

Başta İmam-ı Azam ve İmam Şafiî Hazretleri gibi müçtehidler; Ömer bin Abdülaziz, Mehdi-i Abbasi gibi halifeler; Abdülkadir-i Geylânî, İmam-ı Rabbanî, İmam Gazali, Mevlânâ Halid-i Bağdadî gibi kutb-u azam ve mürşid-i ekmeller, 12 imam gibi manevî kahramanlar hayatları ile, hizmetleri ile bin dört yüz yıllık İslâm tarihindeki mühim hizmetleri ile yukarıdaki hadisi fiilen tefsir etmişler, Resul-i Ekrem’in (asm) haberlerini hayatları ile tasdik etmişler.

“Madem âdeti öyle cereyan ediyor. Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, [yani İslâm dünyasının fikren, zikren ve amelen sıkıntıya girdiği; İslâmın son devleti olan şanlı Osmanlı devletinin yıkıldığı, Birinci ve ikinci dünya savaşı ile bütün insanlığın ve İslâm dünyasının büyük bir felâket ve helâket yaşadığı; tabiatçılık, tesadüfçülük ve maddecilik felsefesine isnat eden sosyalist ve Darvinist gibi dinsizlik akımlarının hem İslâm âlemini, hem de insanlık âlemini tehdit ettiği; Kur’ân’a hücum edildiği, ezana hücum edildiği, hilâfetin kaldırıldığı, insanların din ve vicdan hürriyetlerinin akıl almaz baskılar gördüğü bir fesat zamanında…] elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenâb-ı Hak bir dakika zarfında beyne’s-semâ ve’l-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder. Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelâl, Mehdî ile de âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır.”

İfadeye göre;

Demek ki mehdi en büyük müceddid, en büyük müctehid, yani son müctehiddir. Dinin en ince ve mühim meselelerini izah edip açıklığa kavuşturacaktır. İmam-ı Azam gibi büyük bir müctehidin en önemli eseri Fıkh-ı Ekber doğrudan iman hakikatlerini izah etmesi dolayısıyla, Mehdi de en büyük içtihat olan imanî hakikatlerin her bir meselesini izah edecek, iman hakkında fetva vazifesi ile tavzif edilecektir. Böylece son müceddid olarak büyük bir tecdid hareketine girişecek; diyanet, siyaset, cihat ve saltanat âleminde zamanın şartlarına göre İslâm adına mühim bir tecdid vazifesini yerine getirecektir.

Ortaya koyduğu hükümlere itiraz edilemeyecek ve böylece hükmü kıyamete kadar devam edecek olan büyük bir mürşid olarak insanları hidayet yoluna davet edecektir.

İşte bu kısa izahtan sonra şu hükmü rahatlıkla verebiliriz:

“Mehdi ile ilgili hadislerdeki yüksek vasıflar ve özellikler Kur’ân ve İslâm adına yapılacak hizmet ve faziletle ilgilidir. Yani Mehdi, Kur’ân ve iman hesabına en büyük vazifeyi yapacaktır. Çünkü medar-ı nazar Peygamberimiz (asm) olduğuna göre, onun nazarında ise en önemli hadise iman ve Kur’ân olduğuna göre; Mehdi de öncelikle en önemli olarak iman ve Kur’ân meselesini neşredip âleme ilan edecektir. ”

Bu noktada Mehdi ile ilgili mühim bir hadis daha var:

“Dünyanın yıkılmasına bir gün kalsa bile, Cenâb-ı Hak o günü uzatır; Ehl-i Beyti’mden ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini gönderir…” (Ebû Davud, Mehdi: 4; Tirmizî, Fiten: 43.)

İşte bu hadis Nurlarda Mehdinin “vazife noktasından bir benzerliği olacağı” şeklinde yorumlanmış. Yani Mehdi, Peygamberimizin (asm) hizmetine benzer bir hizmet yapacak. Öncelikle sarsılan imanları tahkim edecek. Sonra Sünnet-i Seniyyeyi ve Şeair-i İslâmiyeyi ihya edecek ve kalplere imanın ve İslâmın yerleşmesine hizmet edecektir.

HALİL AKGÜNLER

12 Şubat 2015, Perşembe


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER