Mehdi’nin Şafiî olması noksanlık verir mi?

Yirmi Üçüncü Mektub’un Üçüncü Sual bahsinde büyük müçtehidler, mezhep imamları, aktaplar ve tarikat şeyhlerinin efdaliyeti, öncelik sıralaması sorulur.

Genel anlamıyla bütün müçtehidlerin değil; dört mezhep imamının, şah ve aktapların üzerinde bir konuma sahip oldukları tesbiti yapılır. Hususî fazilet konusunda meselâ Abdülkadir Geylânî gibi harika şah ve kutupların bir cihette daha parlak makama sahip oldukları vurgulanır. Fakat küllî faziletin mezhep imamlarında olduğu tekraren teyid edilir. Diğer yandan, tarikat şeyhlerinden bir kısmının müçtehid olduğundan dolayı umum müçtehidlerin, aktabdan daha efdaldir denilmeyeceği açıkça ifade edilir. Bütün bunlarla beraber esas sıralamanın ilk iki sırası ise; sahabeler ve Mehdidir. Sonrasında da imamlar, müçtehidler, aktaplar ve şeyhler vardır.

Bu sıralamayı zihnimizde tutarken, hatıra şöyle bir konu gelir:

Eğer Bediüzzaman Said Nursî, beklenen Mehdi ise, Şafiî mezhebine tabi olmasını nasıl anlamalıyız? Yani, sahabeden sonra ikinci sırada olan Mehdi, kendisinden sonra gelen bir imama nasıl bağlı oluyor?

Esasen bu sualde mantık hatasının olduğunu ifade etmek lâzım.

Bir üst makamda olan, alt makamdakinin görüş ve hükmünü tasdik etmesi onu, bulunduğu makamını tartışmalı hâle getirmez, aksine daha da sağlamlaştırır. Büyüklüğün şe’ni gurur değil, tevazu olması gerekir zaviyesinden bakıldığında da Mehdi’nin Şafiî mezhebine tabi olması, takdir edilmesi gereken bir husustur.

Hem nice büyük müçtehidler, mezhep sahibi imamlar var ki diğer mezheplere de zaman zaman tabi olmuşlardır. Mehdinin, Şafiî Mezhebine tabi olması noksanlık değil, aksine zenginlik verdiği gibi, Şafiî Mezhebine de değer katar.

Bu ifadelerin ardından şöyle genel bir prensibi dile getirelim: Evvelâ, din bir imtihandır. İmtihanın gereği bazı konular açık ve net söylenmeyip müphem ve perdeli bir şekilde dile getirilir.

Her ne kadar özellik ve alâmetleri nakledilmiş olsa da Mehdi’nin kim olduğu konusu, aynı müphemiyet dolu ifadelerle aktarılmıştır. Bu tarz ifade ise mânâ ve makamına gayet uygun düşmektedir. Zira Mehdi’nin ifşa (açık) değil ihfa (gizli) olması imtihanın gereğidir. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın, Şafiî Mezhebi’ne tabi olmasını bu zaviyeden değerlendirmek mümkündür.

Dini alanda vazifeli olmak, doğuştan ziyade, ileri yaşta tevdi edilmektedir. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursî’nin Şafiî bir toplumda doğması, büyümesi, onun ileriki yaşında tevdi edilen vazife ve makamını tartışmalı duruma düşürdüğünü ileri sürmek doğru olmayan bir yaklaşımdır.

Kaldı ki Bediüzzaman, her ne kadar “Şafiîyim” dese ve bilinse de ifadeleri ve talebelerinin tasdikiyle mezheplerin azamî takva noktalarını cem eden bir hayat tarzının içerisinde ve tahtieci değil musavvibe yaklaşımında olduğu da bilinen bir gerçektir.

Said Nursî’nin, beklenen ahirzamanın Mehdisi olarak kabul edilmesi, onun amelde bir mezhep imamına tabi olmasının vazifeli makamına nakıse getirmeyeceğine de bu zaviyeden bakmak, olması gereken bir yaklaşımdır.

Bu nevi meseleler her ne kadar nas kaynaklı da olsa, yorumlarda kanaatlerin tesirli olduğunu, bundan dolayı farklılık arz edeceğini ve nihayetinde farklı kanaatleri taşıyanların da zemmedilmemesi, tekfir edilmemesini de unutmamak elzemdir.

Allah, en doğruyu bilendir.

Mehmet ÇETİN
image_pdfimage_print

KONU İLE İLGİLİ BENZER MAKALELER

1 Yorum

  1. burada çok ilginçbir durum var bediüzzaman mehdi hakkında elbette ahırzamanın en dehşetli bir zamanında hem enbüyükbir müçtehid hem enbüyükbir muceddis hem hakım hem mehdi hemde kutbuazam bir zatı göndeecektir üstad eger beklenen hzpeygamberin haber verdiği mehdi ise muceddid olduğu kesin gibi ancak muçtehidmi degilmi eger muçtehidse bırak enbüyük müçtehidi en küçük muçtehid bile başka müçtehide uyamaz mecburdur kendi içtihadına uymağa ancak içtihadı aynı olursa kabul eder ve uyar yani aynı içtihadda olduğu için uyar birde akla gelen şu eimmeierbaa ashaptan ve mehdiden sonra enüstündür denilir demiş buradada bir acaiplik var denilir yerine denilebilir sanki daha doğru gibi zira ashaptan sonra 3kişi Veysel karani hasanı basri Caferi sadıkın tabii nin en üstün olduğu hakkında ehlisünnet ittifak etmiştir kendini herkezden aşağı gören ustad burada mehdiden sonra yazması ilginç kendisi mehdi olsa sanki burada mehdiyi yazmaz gibi ozaman şöylebir mana oluyor eimmeierbaa ashaptan ve benden sonra enüstündür vede üstad kutbuazamda olacağını söylemiş mehdinin halbuki üstadın kutbuazam olmadığı anlaşılıyor efraddan olduğu belkı kutbu irşad olduğu anlaşılıyor ayrıca mehdi imam şafii den daha üstündür ve uymasıda caiz değildir endogrusu bence şudur evet üstad bediüzzaman hadislerin zahiri manalarına göre mehdi olmadığı anlaşılıyor ama hadislerin tamamına yakını tevilli olmak şartıyla mehdi olabillir birde üstadın zamanındaki ahırzaman fitnesimi daha büyüktü yoksa şimdimi bence şimdi dahada şiddetliteknolojinin ilerlemesi sinema televizyon gibi çok icadlar ahırzaman fitnesini dahada fazlalaştırıyor üstad mehdi ise nasıl oluyorda mehdi gelmiş ve vefat etmiş üstündende 60 yıl olmak üzere hala dünyada kufur islama galip daha yazacak yüzlerce şey var son olarak hadiste onun zamanında ümmetim daha evvel görülmemiş bir ferahlığa zenginliğe kavuşacak mal hakır olacak adeta asrı saadet devri yaşanacak demiş bu nasıl izah edilebilir ne üstadın zamanında nede geçen 60 a yakın senede böylebir bereket veya seadet görülmemiş son sözüm bediüzzamannın mehdi olma ihtimali olmakla beraber olmama ihtimalide vardır ben bunları kafamdan uydurmuyorum mehdi hakkındaki hadisleri ve üstadın mehdi hakkındaki sözleri kıyaslıyarak yazıyorum allahueğlemubissavab

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*