Fikir sahasında yaşanan en anlamsız, en faydasız, en gereksiz tartışmalar, tahkik edilmeden ortaya atılan bilgi kırıntılarına dayanıyor.

Bunlara, aynı zamanda “korsan bilgiler” de denilebilir.

Yani, birilerine isnat edilerek ortaya atılan bir fikrin, bir bilginin, yahut bir iddianın, gerçekte sahibi yoktur.

Ama, sahipsiz olmasına rağmen, o söz veya fikir korsanlar tarafından birilerine mal ediliyor ve üzerinde hararetli tartışmalar yapılabiliyor.

Fikrî tartışmaların, ilmî müzakerelerin mutlak faydasına inananlardanız.

Lâkin, işin içinde kaçak oynamak, korsan davranmak olmamak şartıyla…

* * *

Türkiye medyasında, hararetli tartışma konuları eksik olmaz.

Bunların bir kısmı, son derece yararlıdır. Zira, tarafların gizlisi, saklısı yoktur. Yalansız ve maskesiz konuşurlar.

Tartışmaların diğer bir kısmı ise, can sıkmanın ötesinde bir kıymet–i harbiyesi yoktur. Çünkü, doğru dayanaktan, sahih kaynaktan yoksundurlar. Kelimeler, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşarak, bir dizi yalana, yanlışa bulanmışlardır.

Asıl mânâsından saptırılmış, hatta yer yer tersine döndürülmüş bir fikrin nesini konuşacak, nesini tartışacaksınız?

Ortada doğrudan eser kalmamış ki, konuşup da doğru bir hedefe varasınız…

İşte size birkaç misâl.

Hakiki Türklükle hiç alâkası olmayan bir Frenkmeşrep Türkçü, meselâ çıkıp diyor ki: “Kürtçü ve bölücü olan Said Nursî, Türk talebelerine evlenmemelerini öğütlerken, Kürtlere ise çokça evlenmeleri ve nüfus itibariyle çoğalmaları tavsiyesinde bulunmuş.”

Şimdi tutup da bu safsatanın nesini tartışacak ve bu zırvanın neresini tevil edeceksiniz?

Zira, bu iddianın dayandırıldığı bir delil yok, bir kaynak ismi yok.

O halde, bu tür saçmalıklar için zaman ve enerji harcamaya da gerek yok.

* * *

Bir başka misâl de şudur: Asabiyet damarının kabarması sebebiyle muvazeneyi kaybetmiş bir Kürtçü de çıkıp diyor ki: “Said Nursî, esasında Şeyh Said kıyamına (1925) katılmak istemiş de, buna muvaffak olamamış. Bundan dolayı da çok üzülmüş, falan.”

Al birini, vur ötekine…

Bu da, aynı diğeri gibi delilsiz, kaynaksız, tahkiksiz, kuru bir saçmalıktan ibaret. Üzerinde durmaya hiç gerek yok.

Zira, Said Nursî’nin sergüzeşt–i hayatı gibi, eserleri de meydanda.

O zât, hayatının hiçbir safhasında ve 130 adet eserinin hiçbir yerinde ne ırkçılık fikrine iltifat etmiş, ne de şiddete dayalı hareketlere taraftar olmuştur.

Keza, çıkarılmış olduğu hiçbir mahkeme tarafından, bu cihette bir suçu bulunamamış ve cezalandırılmamıştır.

Şayet, ırkçılık, bölücülük ve kan dökmeye yönelik en ufak bir fikri, bir hareketi tesbit edilmiş olsaydı, hiç şüphesiz, onu idam ve imha etmek isteyenler, bunu tepe tepe kullanarak, dâvâsını lekedar etmeye çalışacaklardı.

O halde, hiçbir mahkemenin isnat edemediği bir suçu, başkası niçin isnat etmeye yelteniyor?

Demek ki, ortada bir kaçak, bir korsanlık hareketi var ki, buna beş para değer vermeye gelmez. Bu korsan müfteriler, bırakalım iftiralarıyla başbaşa kalsınlar.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER