“Hakikî fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi. Yoksa Isparta’dan o sistemde birisini isteyecektim.”1

Evet, Asrın Sahibi Sahibüzzaman, Nur’un ‘Sır Kâtibi’ ve “Kumandanı” olan, özellikle “Kâinata Değişmem” dediği ve “Taşkafa” olarak tavsif ettiği, “binine bedel”, “fenâ fi’l-Said” olarak gördüğü hakikî fedakâr talebesi Zübeyir Gündüzalp’i hizmet-i imâniye ve Kur’âniyeye isterken “en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacı zamanında” yanına almıştır. Onun Risâle-i Nur’a çalışma sistemini ise “o sistemde birisini isteyecektim” diye ifade etmiştir. Bu çalışma sistemi “Zübeyir Sisteminde” bir çalışma sistemi olsa gerek. Bu çalışma sistemine “Zübeyrî sadâkat” diyebiliriz. Çünkü Zübeyir Ağabey Nur’un kara sevdalısı, kumandanı ve erkân dairesinde en has talebedir. Bir nevi Üstad’ın kurmayı statüsündedir. Bediüzzaman Hazretleri’ne harfiyen ittiba eden ve Risâle-i Nur’a aklını karıştırmayan bir fıtrattadır. Bediüzzaman Hazretleri’nin şahsiyet-i mânevîyesini tam idrak eden ve çok delillerle asırlardır beklenilen ve muntazır kalınan Zat olarak Onu müşahede edip mutmain-i kalb ile teslim olan bir şahsiyettir. O bahadır bir İslâm fedâisidir. “Yavuz bakışlı, çelik iradeli, kumandan edalı bu aziz zat, hayatının baharında bütün varlığıyla, bütün benliği ile Kur’ân’ın hizmetine koşmuştu. Nur yolunun dertlisi ve kara sevdalısı olmuştu. Ciddiyet ve vakar dolu bir sima, gülmeyen fakat gülümseyen bir çehre. Tane tane, sert ve yol gösteren kelimeler ve konuşmalar. İslâm’ın yüce tarihindeki meseleleri, nurlardaki bahislerle birleştirilerek anlatışlar.”2 O, bir îmân mümessiliydi. “Hayatı İslâmın dert ve çilesi ile geçmiş, dâvâsı yolunda birçok meşakkatler çekmişti. Meşakkatler karşısında yılmayan bir kimseydi. Kur’ân dâvâsına bağlılığın müşahhas bir timsâli, sıddıkıyetin mümtaz bir ferdiydi.”3 Zübeyir Ağabey “Öyle bir rehber şahsiyetti ki, îmân ve Kur’ân yolunda hizmet etmek isteyenlere herşeyiyle yardımcı olur ve yol gösterirdi.”4

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Zübeyir Gündüzalp’in hizmetteki yerini tarif etmek için “Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine ve Ceylân merhum biraderzadem Fuad bedeline verilmiş diye mânevî ihtâr aldım. Ben de burada işimi onlara bıraktım.”5 demiş ve Bediüzzaman Hazretleri Nur’un kumandanı ve kahramanı olan Zübeyir Ağabey’in hizmete girişini mânevî ihtâr ile bildirmiştir.

“Zübeyir’in hararetli mukabelesi, Nurlarla iştigalleri güzel bir ilânat hükmüne geçtiler.”6 diyen Üstad Hazretleri, Zübeyir Ağabey’in çalışma sistemini ve Nurlarla iştigalinin ilânat hükmüne geçtiğini beyan ederken belki de istikbalde onun neşriyat ve matbuat âlemindeki hizmetlere yapacağı fedakârca hizmetleri de ihtâr ediyor olmalıydı. Çünkü “Bu zamanda Nurlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celp etmekle olur.”7

Zübeyir Ağabey, Üstad Hazretleri’nin ahirete irtihalinden sonra meşveret sistemini tesis ederek tatbikata başlamştır. Özellikle saff-ı evvel Nur Talebeleriyle hizmetin her cihetini meşveret ederek hareket etmiştir. Böylece hem Risâle-i Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsinin tesisinde önemli bir rol oynamıştır. Hizmeti meslek ve meşrep açısından şekillendirmiştir. Bu konuda çok gayret sarf etmiş ve meşveret esaslarının temel prensiplerinin yerleşmesine çalışmıştır. Risâle-i Nur Külliyatı’nın neşri, İttihat Mecmuası, Yeni Asya Gazetesi ve Yayınevinin kurulması gibi yayın faaliyetlerini de başlatarak matbuat âlemi ile tezahürün devam etmesini sağlamış ve bu hizmetlere mesafeli duranları da fiiliyle tekzip ederek Galata Köprüsü’nde gazete dahi dağıtmıştır.

Zübeyir Ağabey Risâle-i Nur hakkında şu veciz ifadeleri serdetmiştir: “Risâle-i Nurun şahs-ı mânevîsi, asrın içtimaî ve ruhî ve dinî hastalıklarını teşhis etmiş ve müzminleşmiş içtimaî illetleri tedavi edecek şekilde Kur’ân-ı Hakîmin hakikatlerini, İlâhî bir emirle, bu zamanda yaşayan bütün insanlara arz etmiştir.”8

Dipnotlar:
1- Emirdağ Lâhikası, 2013, s. 512.
2- Son Şahitler, 1994, 3. Cilt, s. 16.
3- Son Şahitler, 1994, 3. Cilt, s. 18
.4- Son Şahitler, 1994, 3. Cilt, s. 19.
5- Şuâlar, 2013, s. 843.
6- Şuâlar, 2013, s. 835.
7- Lem’alar, 2013, s. 581.
8- Şuâlar, 2013, s. 703.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER