Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen ve insanlığı fitne ve anarşiye boğacak bir kavim olarak tasvir edilen Ye’cüc ve Me’cüc hadisatı hakkında tafsilatlı bir kısım rivayetler mevcuttur.
Kur’ân-ı Kerîm’de mücmel olarak verilen bu haberi tefsir eden Peygamber Efendimiz (asm), Çin Seddi’nin yapılmasına sebebiyet veren Mançur ve Moğol kabilelerinin bu hadisatın ferdlerinden olduklarına dair tevillerde bulunmuşlardır. Zira bu kabile yanına başka bir kısım kabileleri de almalarıyla birlikte Asya ve Avrupa’nın hercü mercine sebep oldukları gibi gelecek zamanlarda da dünyayı dahi zir ü zeber edeceklerine dair işaretler ve kinayeler bulunmaktadır. Ve komünistlik cereyanı içindeki anarşistlerin önemli ferdlerinin de onlara dahil oldukları Risale-i Nur’da beyan edilmektedir. Çünkü ektikleri anarşistlik tohumlarıyla ahlâk ve insaniyet damarını bozduklarından, insanlığı dehşetli bir cereyana sürüklemektedirler.

Anarşistlik gibi fikirlerle insanlığı karmakarışık hale getiren bu taifeler hakkında sorulan soruya Üstadımız Sözler Risalesi’nde şöyle cevap vermektedir: “Çekirge gibi bir âfât, bir mevsimde pek çok kesretle bulunur. Mevsim değiştikçe memleketi fesada veren kesretli o taifelerin hakikatları, mahdud bazı ferdlerde saklanıyor. Yine zamanı geldikçe emr-i İlâhî ile o mahdud ferdlerden gayet kesretli aynı fesad yine başlar. Güya onların hakikat-ı milliyetleri inceliyor, kopmuyor. Yine mevsimi geldikçe zuhur ediyor.

Aynen öyle de: Bir zaman dünyayı herc ü merc eden o taifeler, izn-i İlâhî ile mevsimi geldiği vakit aynı o taife, medeniyet-i beşeriyeyi herc ü merc edecekler. Fakat onların muharrikleri başka bir surette tezahür eder.”1

Bu zalim kavimlere karşı geçmişte Çin Seddi’nin kurulması gibi, insanlığın manevî önderleri de yaptıkları irşad hizmetleriyle mazlûmları, zalimlerin elinden kurtarmaya gayret etmektedir.

Ayrıca vatandaki nizam ve intizamı bozan ve anarşiye, bozgunculuğa zemin hazırlayanların hiçbir zaman hakikî Müslümanlardan olmadığı ve onlara taraftar olanların da samimî mü’minlerden olamayacağı Nur Külliyatı’nın çeşitli yerlerinde zikredilmektedir. Çünkü dinimizin şiddetle men ettiği şey, fitne ve anarşidir. Zira anarşi hiçbir hakkı tanımamaktadır.

Hem anarşi; “İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhirzamanda “Ye’cüc ve Me’cüc” komitesi olduğuna Kur’ân-ı Hakîm işaret buyurmaktadır.”2 “Âhirzamanda gelecek Ye’cüc ve Me’cücün komitesi, anarşistler olduğuna Kur’ân işaret ediyor.”3 Bu hakikatlerden anlaşılıyor ki; kıyamet alâmetlerinden olan Ye’cüc ve Me’cüc’ün yağmacı, ara bozucu, saldırgan ve zalim bir topluluk olduğu muhakkaktır.

Bu felâkete karşı çözümü de tesbit eden Bediüzzaman Hazretleri, Hutbe-i Şamiye adlı eserinde bu taifeye karşı ancak İslâm hakikatleri dairesindeki mahkemelerle mücadele edilebileceğini şöyle beyan eder: “Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlâhiye namına ve hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve manevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, Ye’cüc ve Me’cüclere teslim-i silâh edecekler diye kalbe ihtar edildi.”4

Ayrıca Ye’cüc ve Me’cüc, yaptıkları bozgunculukla fitne ve fesadı doğurmakla beraber insanları dinsizliğe ve inkâra da yönelteceklerdir. Hem ahir zamanın bu fitneleriyle insanlar bilerek ve isteyerek ahlâksızlığa ve isyana sürükleneceklerdir. Dine gelen bu büyük musîbetten kurtulmanın çaresi ise, din ahlâkına sarılmaktadır. Ve salih iman sahiplerinin dinin esaslarını; yaşayıp, irşad ve tebliğ ile yaşatması bu derde en büyük devadır. Zira “beşeriyeti dehşetli sadmelere uğratan, tehdit eden, anarşiliğin, ifsat ve tahribin, yegâne çaresi ancak ve ancak İlâhî, semâvî bir dinin ezelî ve ebedî hakikatleridir, hakikat-i İslâmiyettir. Risale-i Nur, hakikat-i İslâmiye ve Kur’âniyeyi müsbet ve müdellel bir şekilde insanlığın nazar-ı tahkikine arz ve ifade etmektedir.”5

Şeyma TÜRKAN 18 Ağustos 2016, Perşembe

Dipnotlar:
1- Sözler, 311
2- Tarihçe-i Hayat, 566
3- Emirdağ Lahikası, 383
4- Hutbe-i Şamiye, 83
5- Barla Lahikası, 9


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER