Bazı ilahiyatçıların ve hoca takımının, Üstad Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’u tanımadığı halde kendilerini mükemmel birer Nurcu olarak lanse edip, her fırsatta, her yerde yalan yanlış fikir ve düşüncelerle ahkâm kesen bir güruh var ki bunlar da bilerek veya bilmeyerek Bediüzzaman’a ve onun ulvî dâvâsına maalesef zarar veriyorlar.

Yıllardır Risale-i Nur’u anlayarak okuduğunu ifade eden bir beyefendi; “siyasî meselelerle fazlaca ilgilenip, kafa yorduğumuzu yeni anlamış oluyorum. Hangi parti başa gelirse gelsin bana ne!… Hepsi siyaset yapıyor, hepsi de milleti kandırıyor.. Siyaset bizim işimiz olmamalı.. oturup bol bol risale okumalıyız..” deyince, biz de “Allah ibadetinizi kabul etsin, ama bu şekildeki, olup bitenlere karşı gözümüzü, kulağımızı kapatıp, sadece kırmızı kaplı kitapları okuyarak, şahsî ibadetlerimizi ifa etme şeklindeki bir tarzın Risale-i Nur’da bir karşılığı var mı?” diye sorduk. Karşılık olarak; “valla var mı yok mu bilemem, ama bu şekil benim daha çok hoşuma gidiyor. Böyle daha çok huzur ve sürur buluyorum” diyerek konuyu kapatıyor kıdemli Nurcu dostumuz.

Bir başka yaşını başını almış, çevresinde de Nurcu olarak bilinen emektar ağabey de; “ben Menderes’e rey verdim. Demirel’e rey verdim. Erbakan’a rey verdim. Tayip Bey’e rey verdim..” diyerek zikzaklı siyasî tercihini itiraf ediyordu. Bu ağabeyin darbeci Kenan Evren’e can-ü gönülden rey verdiğini de ben söylemiş olayım. Her defasında haklıdan yana değil de hep güçlüden yana rey kullandığını; halbuki Üstad Bediüzzaman’ın her halükârda hep Demokratlardan yana tercihte bulunduğunu hatırlatmama karşılık; “valla bence o zaman öyle idi, şimdi bence böylesi daha doğru. Her halde Üstad şimdi hayatta olsaydı böyle tercihte bulunurdu” diyerek, Üstadı da bu yanlışına ortak edince, söylenecek başka sözün olmadığını anlamış oldum.

Mevcut iktidara başından beri aşkla şevkle destek veren, böyle bir tercihte bulunmanın Nurculuğun gereği olduğunu iddia eden bir beyefendi de; “bu iktidarı desteklemek bizim açımızdan önemli bir vazifedir. Bunun aksine bir tercihte bulunmak manevî mesuliyeti gerektirir. Bu parti mensuplarının hepsi dindar namazında niyazında olan insanlar…” diye övgüler yağdırıp duruyordu. Ben de şu söylediklerinizin Risale-i Nur’da bir karşılığını gösterebilir misiniz? Yani Üstad Bediüzzaman’ın siyasî tercihinin hayatı boyunca Demokratlık olduğundan haberin var mı? sualime: “Ben onu bunu bilmem, namazlı niyazlı siyasiler varken başka partilere rey vermek yanlış olur… Üstadın sağlığında Demokratlara rey verdiğini biliyoruz. Ama şimdi olsa o da bu partiye rey verirdi diye tahmin ediyorum” diyerek Üstad adına da kehanette bulunan böyle bir adamı ikna etmenin imkânsız olduğunu ve konuyu kapatmanın daha doğru olacağını anladım.

Hemen belirtelim ki herkesin her konudaki tercihlerine sonuna kadar saygılıyız. Velâkin Risale-i Nurlar’daki hak ve hakikatlarla örtüşmeyen, kendi kafalarının mahsulü olan düşünce ve fikirlerini, “Bediüzzaman hayatta olsaydı o da bizim gibi yapardı” gibi tekellüflü te’vil ve yorumlarda bulunmanın kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Böyle yanlışlara tevessül edenlerin bilerek veya bilmeyerek Risale-i Nur’a perde olduklarını, Üstad Bediüzzaman’ın ulvî dâvâsına zarar verdiklerini, bunun da manevî mesuliyeti mucip olduğunu bilmelerini tavsiye ediyoruz.

Hüseyin GÜLTEKİN
hgultekin@yeniasya.com.tr


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER