Günümüz mü’minlerinin en çok maruz kaldığı ve hırpalandığı günahların başında kadınların açık saçıklığı gelmektedir. Evet, hadisle de sabittir ki, “Ahirzaman fitnesinde en dehşetli rolü taife-i nisaiye [kadınlar taifesi] oynayacaktır.” 1
Bu hususta bir risâle yazarak meseleyi değerlendiren Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu fitneye sebep olan, aile facialarına yol açan ve bütün dünyada bu müstehcenlik cereyanını yaygınlaştıran şer odakların zındıka (dinsizlik) komiteleri olduğunu belirterek; “Bu zamanda zındıka dalâleti, İslâmiyet’e karşı muharebesinde, nefs-i emmarenin planıyla, şeytanın kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi yarım çıplak hanımlardır ki, açık bacağıyla, dehşetli bıçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldırıyorlar. Nikâh yolunu kapamaya, fuhuşhane yolunu genişlettirmeye çalışarak, çokların nefislerini birden esir edip, kalp ve ruhlarını kebair ile yaralıyorlar. Belki o kalplerden bir kısmını öldürüyorlar. Bu halin neticesi olarak, o ahir zamanda, bazı yerlerde nikâha rağbetsizlik ve riayetsizlik yüzünden, kırk kadına bir erkek nezaret edecek derecede ehemmiyetsiz, sahipsiz, kıymetsiz bir surete gireceğini” 2 yine hadisin rivayetiyle bildirmektedir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, her alanda hanımları menfî bir tarzda birer figür ve aksesuar gibi kullanarak dünyayı fesada veren bu dinsiz komiteleri kınayarak, “Hanımlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes’ud bir aile hayatını geçirmeye mahsus, bir nevî mübarek mahlûkturlar. Bu mübarekleri ifsat eden komiteler kahrolsunlar.” 3 ifadeleriyle de tepkisini göstermiş ve bu konuda Yirmi Dördüncü Lem’a olan Tesettür Risâlesi’ni ve bununla beraber bu bahisleri içine alan Hanımlar Rehberini telif etmiştir.
Hem sosyal hayatın, hem aile hayatının ve hem de ferdî hayatın huzurunu bozan müstehcenlik, sefih medeniyetin desteğiyle hızla yayılmaktadır. Bilhassa başörtüsünün suç olduğu ve zina, fuhuş ve her türlü sefahatin alabildiğine serbest olduğu ve teşvik edildiği Müslüman ülkemizde, durum son derece üzücü ve vahimdir. Hâlbuki Ahzab Sûresi’nin elli dokuzuncu âyetini tefsir eden “Tesettür-ü nisvan (hanımların örtünmesi) hakkında Otuz Birinci Mektubun Yirmi Dördüncü Lem’ası gayet kat’î bir surette ispat etmiştir ki, tesettür kadınlar için fıtrîdir, ref-i tesettür fıtrata münafidir.” 4 “Kur’ân tesettürü emrediyor. Medeniyet-i sefihe ise, Kur’ân’ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, esarettir diyor.” 5 “Medeniyetin ref-i tesettürü, hilâf-ı fıtrattır (yaratılışa terstir)” 6 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, çok manidar olan şu izahı yapmaktadır: “Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları tesettür ile sukuttan, zilletten ve manevî esaretten ve sefahatten kurtarıyor.” 7 “Hem Kur’ân merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için, hayâ perdesini takmasını emreder; ta hevesat-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler, âlet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir meta hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır.” 8
Avrupa’dan gelen itirazlara karşı yazılıp, On Yedinci Lem’a’nın bir meselesi olarak kaydedilen ve sonra Yirmi Dördüncü Lem’a ismini alan Tesettür Risâlesi’yle gündeme damgasını vuran Üstad Bediüzzaman Hazretlerine, bundan dolayı Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Ağustos 1935 tarihinde verdiği bir sene yersiz hapis kararı tam bir hukuk cinayeti olmuştur. Bu karara itiraz eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Ben hukukumu, kanun dairesinde istiyorum. Kanun namına kanunsuzluk edenleri, cinayetle ittiham ediyorum.” 9 demiş ve bu cezanın bir at hırsızına veya bir kız kaçırıcısına lâyık olduğunu belirterek, kendisinin ya beraatına veya idamına veyahut yüz bir sene hapse mahkûmiyetine hükmedilmesini istemiştir. 10
Kur’ân’ın tesettürü emreden âyetlerini tefsir eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, mahkemeye karşı tepkisini şu ifadelerle dile getirmiştir: “Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimaîyesinde en kudsî ve hakikatli bir düstur-u İlâhiyi, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üç yüz elli sene zarfında geçmiş ecdadımızın itikatlarına iktidaen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette, ruy-i zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir.” 11
Tesettürün bilhassa kadınlar için fıtrîliğini ve önemini anlattığı ve kadınların hak ve hukukunu müdafaa ettiği Hanımlar Rehberi’nde, “Hanımlar tesettür ile namahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor” 12 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, en doğru tesettürün çarşaf veya çarşaf misillü vücut hatlarını belli etmeyen giysiler olduğunu, dört bir taraf manasına gelen çarşaf gibi vücut hatlarını tamamen örten dış kıyafetin genişliğine ve kapalılığına dikkat çekmektedir. Yoksa günümüzde gittikçe yaygınlaşan, sözde tesettür denilen dap daracık giysiler bu kategoriye girmemektedir. Doğru tesettür sayesinde erkekler günahtan, kadınlar da hem günah yaymaktan ve hem de pis nazarlardan kurtulmuş olurlar. Bu sebeple Üstad Bediüzzaman Hazretlerine, sunduğu şaşmaz ve şaşırtmaz Kur’ânî ölçülerden dolayı ne kadar duâ ve teşekkür edilse azdır.
Bu hususta Hanımlar Rehberi’nde yer alan İstanbullu Hanım Nur Talebelerinin mektubu son derece mühim hakikatleri anlatmaktadır. Bilhassa şu ifadeleri dikkate değerdir: “Üstadımız efendimiz hazretleri, siz Kur’ân-ı Kerim’de kadınların kıymetini, iffet ve ismetini muhafaza eden, onları pis nazarlardan koruyan âyeti tefsir ettiğiniz için, dinsizler sizi idam mahkemesine verdiler, zindanlara attılar. O mahkemelerde size verilecek ölüm cezasından hiç korkmadınız. Tahammül edilmez işkencelere tahammül ettiniz, yılmadınız. Yine o âyet-i kerimenin tefsiri olan ve kadınlığın hukukunu müdafaa eden risâlenizi metanetle müdafaa ettiniz. Bu asırda kötü şeyler içinde bırakılan ve dini hakikî bir koruyucuya pek muhtaç olan kadınları masiyetten koruyan, yükselten risâlenizi yine neşrettiniz, bizlerin imdadına yetiştiniz. Bize efendilerimiz diyorlar ki, bu otuz kırk sene içinde, kadınları müdafaa eden İslâmî bir eseri yazmaya hiçbir kimse cesaret edemedi. Böyle bir eseri, dinsizlerin işkenceleri içerisinde ancak Bediüzzaman yazabildi. Kadınlık âlemine büyük bir rehber oldu.” 13 “Bilhassa kadınların safiyetinden istifade ederek aldatıcı kimselerin çok olduğu bu karışıklık devrinde, en müstakim yol, en doğru rehber, en hakikî üstad Risâle-Nur’dur. Risâle-i Nur, Kur’ân yoludur. Risâle-i Nur iman ve İslâmiyet yoludur.” 14
Cenâb-ı Hak bu zamanın cazibedar fitnesinden bütün mü’min erkek ve hanımları muhafaza eylesin. Deccalizm ve Süfyanizmin tuzağına düşürmesin. Ve Risâle-i Nur’un yolundan ayırmasın. Âmin.

Dipnotlar:
1- Gençlik Rehberi, s. 60. 2- Age., s. 61. 3- Hanımlar Rehberi, s. 53. 4- Sözler, s. 663. 5- Hanımlar Rehberi, s. 136. 6- Age, s. 140. 7- Age., s. 140. 8- Sözler, s. 663. 9-Tarihçe-i Hayat, s. 410. 10- Bediüzzaman Said Nursî, M. Duman, s. 245. 11- Hanımlar Rehberi, s. 136. 12- Age., s. 142. 13- Age., s. 382. 14- Age., s. 382.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER