namaz-00002RİSALE-İ NUR MAHKÛM EDİLEMEZ!

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, üç yüz milyar Müslüman’dan, Denizli Hapishanesinde tecrid- i mutlakta ve haps-i münferitte iken Mahkeme heyetine verdiği müdafaasının son parçasında bahsediyor.
İkinci gün “berat” getiren müdafaanameden bir kısmını buraya alalım:
“Efendiler! Reis Bey! Dikkat ediniz! Risale-i Nur’u ve şakirtlerini mahkûm etmek, doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına, hakîkat-ı Kur’âniye ve hakâik-i imaniyeyi mahkûm etmek hükmüne geçmekle; bin üç yüz seneden beri her senede üç yüz milyon onda yürümüş ve üç yüz milyar Müslüman’ların hakikate ve saadet-i dâreyne giden cadde-i kübrâlarını kapatmaya çalışmaktır ve onların nefretlerini ve îtirazlarını kendinize celp etmektir. Çünkü o caddede gelip gidenler, gelmiş geçmişlere duâlar ve hasenatlarıyla yardım ediyorlar. Hem bu mübarek vatanın başına bir kıyamet kopmaya vesile olmaktır.
“Acaba Mahkeme-i Kübrâda, bu üç yüz milyar dâvâcıların karşısında sizden sorulsa ki: “Doktor Duzi’nin, baştan nihayete kadar serâpâ İslâmiyet’iniz ve vatanınız ve dininiz aleyhinde ve frenkçe Tarih-i İslâm namındaki eseri ki, zındıkların kütüphanelerinizdeki eserlerine… ilişmiyordunuz? Neden hiçbir siyasetle alâkaları olmayan ve yalnız iman ve Kur’ân cadde-i kübrâsında giden ve kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebedîden ve haps-i münferitten kurtarmak için Kur’ân’ın hakikî tefsiri olan Risale-i Nur gibi gayet hak ve hakikat bir eseri okuyanlara…. cemiyet nâmı verip ilişmişsiniz? Onları pek acip bir kanunla mahkûm ettiniz ve etmek istediniz?” dedikleri zaman ne cevap vereceksiniz? Biz de sizlerden soruyoruz.”1

RİSALELER TEVHİD AKİDELERİNİ İSPAT EDİYOR

Risâle-i Nûr’un temsil ve tebliğ ettiği, izah ve şerh ettiği, tebyin ve tecdit ettiği, ihya ve müdafaa ettiği hakikatler ve inançlar; İslâmiyet’in bin dört yüz seneden beri neşrettiği iman esaslarından başka bir şey değildir. İslâmiyet’in iman esasları, geçen bin dört yüz yılda, her yıl üç yüz milyon olmak üzere, üç yüz milyar Müslüman’ın sahip olduğu, inandığı, iman ettiği, yaşadığı, hayat bulduğu ve uğrunda öldüğü inançlardır. Bu inançların başında da Tevhid hakikatleri gelmektedir ki, Risale-i Nur baştan sona Tevhid hakikatlerine adeta kilitlenmiş vaziyettedir.
Zira imanın esenliği Tevhid hakikatlerini kavramakla mümkündür. Hayatın huzuru ve emniyeti Tevhid hakikatlerini idrakle mümkündür. Âhiretin saadeti Tevhid hakikatlerini kalplerde ihya etmekle mümkündür. Baki Cennete ulaşmak; Tevhid hakikatlerini aklın tasdiki, kalbin   ‘şahâdeti ve ruhun teslimiyeti ile mümkündür.

RİSALE-İ NUR MÜSLÜMANIN YANAN YÜREĞİ OLMUŞTUR

Tevhid hakikatleri ise, devletin güvenliği açısından suç ve cürüm teşkil etmek bir yana; kalplerde Allah sevgisini ve Allah korkusunu en sıhhatli biçimde ikame ettiği ve yerleştirdiği için, sırf devletin hikmetleri noktasından değerlendirilse bile asayişin teminine ve devletin yükselişine yardımcı olacağı izahtan varestedir. Çünkü Allah sevgisini ruhunda gerçekten yaşayan kimse vatanını, milletini, insanlığı ve tüm canlıları özünden sever ve insanlığa hizmette özgünlüğü, öz güveni, özveriyi, fedakârlığı ve verimliliği yakalar.
Allah korkusunu özünde duyan insan haksızlık yapmaz, hırsızlık yapmaz, yolsuzluk yapmaz, arsızlık yapmaz, tembellik yapmaz, hıyanet etmez, vatanını satmaz, milletini arkadan vurmaz, cana kıymaz; gönül bile kırmaz.
Asrımızda bu noktada tahşidata ve yoğunlaşmaya çok ciddî ihtiyaç vardır.
İşte Risale-i Nur böyle bir ihtiyacın ürünü olmuştur.
Bu tahşîdât Risale-i Nûr’da; yüksek bir vazife halinde tecelli etmiştir. Dolayısıyla Risale-i Nur, üçyüz milyar Müslüman’ın konuşan vicdanı, inanan kalbi ve yanan yüreği olmuştur.
Çünkü saf ve salt imanı müdafaa etmiştir.
Binaenaleyh, iki binden fazla mahkemede yargılanmış, suça mesnet teşkil edecek tek bir satırı bulunamamıştır. Tarihte ikinci bir örneği yoktur.

Dipnot:
1- Şuâlar, s. 256.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER