Risale-i Nur’un me’hazi, menba ı Kur’ân-ı Azimüşşandır. Rehberi Peygamber-i Zîşan Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Çizgisi, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin cadde-i kübrasıdır. Cemiyeti ayakta tutan, insanları birbirleriyle pekiştiren kuvvetler içerisinde hiçbir kuvvet din kuvveti kadar müessir olamaz ve dinî kuvvetin yerini tutamaz. Vicdanın tâ derinliklerine kadar inmek, kalp ve ruhları hakikatlere raptetmek, hissiyat-ı insaniyeti aşk ve şevk ile uyandırmak için me’hazin kudsî olması lâzım ve elzemdir. Kuvvetler kutsileşmedikçe ve kudsiyet umumiyet ve külliyet kesbetmedikçe, tesir cılız ve sönük kalır. Me’haz kudsî olursa, tesir köklü, derin, küllî ve dâimî olur. Bu hakikati Bediüzzaman şu cümleler ile ifade eder “Me’hazin kutsiyeti çok bürhanlar kuvvetinde te’sirat gösteriyor; onun ile ahkâmı umuma kabul ettiriyor.”

İşte Risale-i Nur, Kur’ân’ın kutsiyetinden telemmü eder, o kutsiyeti terennüm eder. Bediüzzaman şöyle der:

“Elde Kur’ân Bibi bir mucize-i bâki varken, başka bürhan aramak aklıma zâit görünür.”
“Elde Kur’ân gibi bir bürhan-ı hakikat varken münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER