bediüzzaman-said-nursi2Tasavvuf, kalp yoluyla süluk ederek, hakikate ulaşmaya ve kalbi hastalıkları tedavi etmeye çalışır.
Hakikat mesleğinde giden Risale-i Nur ise, modern ilmin çağdaş malzeme ve verilerini kullanarak İlâhî gerçeklere ulaşımı sağlamayı hedefler.
Elbette teknolojinin mahsulü nakil vasıtasının at arabası; savaş silâhlarının kılıç-kalkan, ok olduğu tasavvuf veya kelâm bilgisi; tarikat tanzimi ile bu zamandaki insanların ihtiyaçları karşılanamaz, soruları cevaplandırılıp akılları tatmin edilemez, duyguları terbiye edilemez. Ancak, iman esaslarının ispat ve izahıyla, akıl, kalp ve vicdanlar mutmain olabilir, tatmin edilebilir.
İşte Risale-i Nur, diğer âlimlerin eserleri gibi, yalnız aklın ayağı, nazarıyla ders vermez. Evliya gibi yalnız kalbin keşif ve zevkiyle de hareket etmez.1 Hükema (İslâm felsefecileri, filozoflarının) ve ulemanın mesleğinde de gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’câz-ı mânevîsiyle (manevî mu’cizeliğiyle), herşeyde bir marifet penceresi (Yaratıcımızı tanıma penceresi) açmış. Bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’ân’a mahsus bir sırrı ortaya çıkarmış.
Bu dehşetli zamanda hadsiz İslâma saldıranların hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmesi de2 bunu apaçık gösteriyor.
Eski kelâmcılar; imkân ve hudûs delilleri, a’raz, cevher gibi meseleleri tartıştılar. O zamanın şartları gereği gayet zor anlaşıldıklarından halk değil, ancak, yüksek tabakanın mensupları istifâde edebilirdi. Bediüzzaman; bu delilleri; herkesin anlayacağı tarzda açıklamış; modern ilimlerle yoğurmuş ve bunların yanında, san’at, hikmet, gâye, yardımlaşma, temizlik, simâlarda ve eşyalardaki mühür, ruh ve vicdan delili, fıtrat delili, Kur’ân delili, peygamber delili, fizik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik, astronomi, ekoloji ve sair bütün ilimlerin özlerinden çıkan delilleri, en kıvrak ve keskin zekâları dahi doyuracak ve tatmin edecek çapta kullanmıştır.
Risale-i Nur, ibâdet yerinde ilim içinde, hakikate bir yol takip eder. Sülûk (manevî gezi) ve evrad (tekrarlanan duâ ve zikir) yerinde mantıkî bürhanlarla (belgelerle) ilmî hüccetler (deliller) içinde, hakikatü’l-hakaika (gerçekler gerçeğine) bir yol açmış.3 Yani, imân hakikatlerini, İslâm esaslarını, ukubatı, ahlâk, duyguların eğitimi, ahlâk içtimaî ölçüleri ilmî delil ve belgelerle ispat ve izah ederek imanları kurtarır.4

Risale-i Nur hakikat mesleğidir
Materyalist, pozitivist, tabiatperest felsefik akımlar; madde; tabiattan çıkardıkları fen ilimleriyle, yani tabiat kanunlarıyla; tabiatın Sahibini inkâra yeltendiler.
Bediüzzaman da, tevhidi, yani Allah’ın varlığı ve birliğini; fen ilimleriyle (ki, fen veya sosyal her ilim, bir Esmaya dayanır) ispat ve izah ederek şöyle bir metot takip eder: Her şeyin üstündeki Allah’ın kudret damgasını; terbiye mührünü ve kaleminin nakışlarını görmekle, doğrudan doğruya her şeyden O’nun nûruna karşı bir pencere açıp, O’nun birliğine ve her şeyin O’nun kudret elinden çıktığına ve İlâhlığında ve Rubûbuyetinde (her şeyi terbiye etmesinde) ve mülkünde hiçbir şekilde, hiçbir ortağı, yardımcısı, olmadığını görür gibi kesin bir bilgiyle tasdik edip imân getirmektir.5
Evet, hakikat mesleği; tarîkat berzahına uğramadan, doğrudan doğruya lütf-u İlahî ile hakîkate geçmektir ki, Sahabeye ve Tabiîne has ve yüksek ve kısa tarîk (yol) budur. Bir adımda ve bir sohbette, görüntüden hakikate geçebilirler.6 Yani, benimsenen Sahâbe mesleği/metodu ile Peygamberî mirastan gelen, berzah tarikine (ara yollara, perdelere) uğramadan, doğrudan doğruya zâhirden/görünüşten/yüzeyden hakikate geçip İlâhi yakınlaşmayı sağlar. Bu yol, gayet kısa ve gayet yüksektir. Harikaları az, fakat meziyetleri çoktur. Keşif ve keramet az görünür.7 Tasavvuf/tarikat yolunu zevkli ve renkli hayatlarını otobüsle yolculuğa benzetebiliriz. Pek çok manzaralar görür, maceralar geçirir. Hakikat mesleğinde ise, uçakla, direk hedefe ulaşılır. Kur’ân hakikatlerinden tereşşuh eden (sızan) Nurlar ve o Nurlara tercümanlık eden Sözler, bu özelliktedir.8
Risale-i Nur, aynı zamanda hem enfüsî, dahilî cihetinde çalışmış, hem de kalb ve ruh içinde marifetullaha (Allah’ı bütün esma ve sıfatlarıyla tanımaya, bilmeye) geniş ve her yerde yol açmış. Adeta Mûsâ Aleyhisselâmın asâsı gibi nereye vurmuş ise su çıkarmış… Yani, teneffüs ettiğimiz havada, içtiğimiz suda, gördüğümüz manzarada, kullandığımız eşyada Esma-i İlahiye’yi okutur; direkt bizi Rabbimize ulaştırır. Yani, ilmi, akli, kalbi, vicdani bir seyr ü sülük (manevi gezi ve gözlem) yaptırır.
Risâle-i Nur’da hakikat mesleğiyle getirilen yeni metodla hem felsefenin hücumlarına set çekilir, hem de ferdlerin bu hâli ve kalbî ihtiyaçları karşılanır:
Gıda ve taam (yemek) hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem nefis, hem his hisselerini alabilir. Yoksa yalnız akıl, cüz’i bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler.”9 Nur dairesi hakikat mesleğinde giderken, aynı zamanda tarikatlerin faydasını da temin eder.10

Dipnotlar:

1- Mektûbât, s. 340.
2- Mesnevî-i Nuriye, s. 11.
3- Emirdağ Lâhikası, s. 80.
4- Mektûbât, s. 54.
5-Sözler, Yeni Asya Neşriyat, s. 264.;
6-Kastamonu Lâhikası, s. 52.;
7-Emirdağ Lâhikası, s. 80.;
8-Mektubat, s. 340.;
9-Emerdağ Lâhikası, s. 59.;
10-Emirdağ Lâhikas, s. 211.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER