risaleinur-0003830 Ağustos 2016 gününün gecesi CNN Türk ‘Tarafsız Bölge’ adlı programında yayınlanan ‘’Cemaatlar ve Tarikatlarla ilgili tartışma programının üzerinden bu kadar zaman geçti.
Ne konunun taraftarları ne de konuya doğrudan ya da dolayısıyla muhatap olanlardan hiçbirinden olumlu ya da olumsuz bir tepki gelmedi.

Evet, ne TBMM İnsan Hakları Komisyonunundan, ne siyasetçilerden ve de Diyanet’ten hiç ses çıkmadı.

Maalesef, her zaman olduğu gibi yine konu dönüp dolaştırılıp, çarpıtılarak ve başkaları üzerinden Bediüzzaman ve onun telif ettiği Risale-i Nur eserlerine getirildi.

Halbuki, bu asra damgasını vuran, Türkiye ve dünya gündeminden hiç düşmeyen Bediüzzaman Said Nursî’ye; TBMM İnsan Hakları Komisyonu tarafından 1993 yılında ‘’iade-i itibar’’da bulunularak  haksızlığa uğratıldığı kabul edilmiştir.

Hem geçtiğimiz seçim dönemlerinde, siyasetçiler tarafından adı ve eserleri meydanlarda, dillerde hiç düşmedi.

Hem Diyanet İşleri Başkanlığı tarafında da telif ettiği Risale-i Nur eserlerinden İşarat-ül İ’caz ve diğer bazı eserlerin basım ve dağıtımı yapıldı.

Asr-ı hazır insanlığının en çok ihtiyaç duyduğu ve bilhassa Müslümanlar için şahsiyetli bir model, insanlığa yaptığı hizmet ve eserleriyle “doğru İslâmiyet ve İslâmiyet’e lâyık doğruluk” ve istikametiyle de hazır bir programın temsilcisidir. Hâli hazırdaki hâl-i âlem, özellikle ülkemizin ve İslâm âleminin bugünkü hali ve duyulan ihtiyaç buna en iyi şahittir.

Ama medya tarafından adeta bir algı-kurgu operasyonuyla; onun hayatından ve eserlerinden istifade etme yerine, iftira ve karalama kampanyasına başladılar.

Her zaman ve herkesçe malûmdur ki, ister öyle, ister böyle, Bediüzzaman’a muarızlar tarafından yapılan saldırılar ve iftirada bulunanların bu iftiraları ve karalamaları akîm kalmıştır.

Evet, “Kat’î deliller ile ispat etmiştir ki, meydan-ı istifadeye va’z edilen eserler mirî malıdır, yani Kur’ân-ı Hakîm’in tereşşuhatıdır”1. Çünkü, “Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem’a-i i’caz-ı manevîsi, madeni ilm-i hakikattan mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i maneviyesi ve bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâı ve madeni ilm-i hakikatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i maneviyesidir” 2.

Hem de ey âlîm sıfatını taşıyanlar, Bediüzzaman Said Nursî, 23 Mart 1960 yılında vefat edip âhirete intikal etmiş bir insan. Böyle bir insana iftira atmak ve   gıybet etmek hiçbir insana ve Müslümana yakışmaz.

Televizyon ekranlarında karşı karşıya oturup, savunmasız bir insanı karalama ve iftira hakkını nasıl kendinizde bulabiliyorsunuz?

Bediüzzaman’a iftira eden ve onun eserlerini çürütmek isteyenler ya delilleriyle ortaya koyup ispat etsinler. Yoksa peşinen âlim cahil ve cahil âlim sıfatını masaddak olduğunu kabul etsinler. Çünkü, “İnsan bilmediği ve eli yetişmediği şeye düşmandır.” 3.

Evet, “Risale-i Nur’un mesleği sair tarikatlar meslekler gibi mağlûp olmayarak, belki galebe ederek, pek çok muannitleri imana getirmesi, pek çok hadisatın şehadetiyle, bu asırda bir mu’cîze-i maneviye-i Kur’âniye olduğunu ispat eder.”4 Evet ispat etmiş ve etmektedir. Bediüzzaman’ın bir asır önce dediği gibi “Biz ehl-i haliz. Namzed-i istikbaliz. Tasvir ve tezyin-i müddea, zihnimizi işba etmiyor. Bürhan isteriz.” 5

Buyrun, hodri meydan! Onu ve eserlerini çürütmek isteyen beriye gelsin!

Ali Ataç, Yeni Asya Gazetesi 21 Ekim 2016, Cuma


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER