Büyük davalar, büyük insanların omuzlarında yükselir. İnsan için en büyük dava ise, iki cihan saadetini kazandıracak olan iman davasıdır. İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem’den (as) son Peygamber olan Hz. Muhammed’e (asm) kadar, iman davasının en büyük kahramanları Peygamberler olmuştur. Peygamberlerden sonra da, onların sahabeleri gelmektedir. Bizim Peygamberimiz (asm) “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız, doğru yolu bulursunuz” buyurmuştur.

 
 
Peygamberlerden sonra, onların varisleri olan âlimler iman davasını omuzlamışlar, insanlara en büyük davayı kazandırmak için hayatlarını adamışlardır. İman hizmetinin asrımızdaki ve gelecek asırlardaki en büyük hizmetkârı da Risale-i Nur’un müellifi Bediüzzaman’dır. En dehşetli bir asırda, en inatçı inkârcılara karşı iman davasını öyle bir omuzlamış ki, dinsizliğin belini kırmış, sarsılan iman esaslarını yeniden tahkim etmiş, Kur’an’ı asrın idrakine söyleterek iman sancağını akılların ve kalplerin burçlarına dikmiştir. Onun için “Bediüzzaman” olmuş, zamana hükmetmiştir. Böylece ahir zaman Peygamberi olan Hz. Muhammed’in (asm) ahir zamandaki vârisi olduğunu göstermiştir.
 

Peygamberlere en yakın olan ve onlara en büyük yardımı dokunanların sahabeler olduğunu söylemiştik. Âlimlerin ve müceddidlerin de en yakınları ve en büyük yardımcıları, onların talebeleridir. Onların da her biri, bir yıldız gibi ışık verici ve yol göstericidir. Bediüzzaman’ın talebeleri de birer yıldız mahiyetindedir. Risale-i Nur’un ışığını yansıtan birer nur kaynağıdır. Her yıldız, gökyüzünde ışıldayan bir cevher olmakla beraber, bazıları diğerlerinden daha parlak, daha gösterişlidir. Diğer yıldızlar âdeta onun etrafında kümelenmiştir. Bediüzzaman’ın talebeleri içinde de bir yıldız vardır ki, diğerlerinden daha parlak, daha çok ışık saçmaktadır. Sadakatin, ihlâsın, istikrar ve istikametin en parlak yıldızı olan talebesi ise, Zübeyir Gündüzalp’tir. Bediüzzaman’ın vefatından sonra iman davasını omuzlayan, Risale-i Nur’un bayrağını gönüllerde dalgalandıran iman kahramanı, Zübeyir Gündüzalp!
 

Vefatının 38. yılı münasebetiyle Zübeyir Ağabey’den bahsetmek, özellikle gençlere gayret ve heyecan veren destansı hayatından kesitler sunmak isteriz.
 

 
Biyografisi
 

Zübeyir Gündüzalp, 1920 senesinde Konya’nın Ermenek ilçesinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ziver olup Üstad, Zübeyir bin Avvam Hazretlerine atfen ismini Zübeyir olarak değiştirmiş ve bu isimle tanınmıştır. İlköğretimini Ermenek’te yaptıktan sonra ortaokulu Silifke’de okuyup bitirmiştir(1939). Bu tarihten itibaren önce Ermenek’te sonra Konya’da Posta telgraf muhabere memuru olarak çalışmıştır. Konya’da bulunduğu sıralarda Nurlarla tanışmış ve ömrünün sonuna kadar iman hizmetini en güzel şekilde ifa etmiştir.
 

İlk defa 1946`da Emirdağ`da Bediüzzaman’ı ziyaret etmiştir. İlk ziyaretinde heyecandan tir tir titriyor ve mütemadiyen gözyaşlarını tutamayarak ağlıyordu. Bediüzzaman, “Keçeli, neden ağlıyorsun?” diye onu bağrına basıp dua etmiş. Üstadının ikazı üzerine dışarı çıkıp yüzünü gözünü yıkamış tekrar Bediüzzaman’ın huzuruna kabul edildi. Ayrılık zamanı gelince Zübeyir Gündüzalp, Üstadına, “Memuriyetten ayrılıp, yanınızda hizmet etmek istiyorum” der, Bediüzzaman, bu fedakârlığa çok memnun olur; cevaben, “Vazifene devam et, Konya’da daha çok hizmet edersin. İnşallah, ileride alırım seni yanıma” der.
 

Zübeyir Gündüzalp, Konya’da dört sene kalır. Bu esnada Babalık gazetesinde çalışır ve orada çocuk terbiyesine ait bazı makaleler yazar. Nihayet 1948 senesinde Afyon’a tevkif edilir, burada Üstadıyla birlikte altı ay mevkuf kalmıştır. Yanlışlıkla tahliye edildiği zaman, sırf Üstadından ayrılmamak için, tahliyesinin yanlış olduğunu bildirerek, tekrar tevkif edilmesini sağlamıştır. Yine İslâmın bu kahraman fedaisi, Üstadıyla beraber olmak arzusuyla, Nur Risalelerini okuyup yazdığını bildirerek, kendi kendini ihbar etmiştir. Bundan sonraki hayatı, beş-altı ay Eskişehir`de ve nihayet büyük kısmı İstanbul’da dinî hizmetlerle haşir-neşir olarak geçmiştir.
Üstad’la hapis yatarken yanlışlıkla serbest bırakıldığında bu fırsattan yararlanıp özgürlüğüne kavuşma şansına sahiptir ancak, o, yapılan yanlışlığa itiraz ederek tahliyeyi engellemiş ve böylece Üstadından ayrılmamıştır. Nurcuların takibata uğradığı, kanunsuz bir şekilde tutuklandıkları, eziyet gördükleri hengâmda, Risale-i Nurları okuduğunu söyleyerek kendi kendini ihbar etmiştir. Her halükarda iman hakikatlerini mahkûmlara, savcılara, hâkimlere izah etmeye devam etmiştir. Çünkü onun tespitlerine göre Risale-i Nurları okuyan hâkimler, yanlış hüküm vermeyeceklerdir. Nitekim Risale-i Nurlar ve Nurcular hakkında açılan yüzlerce dava, beraatla neticelenmiştir.
 

Zübeyir Gündüzalp, Nurların “Kara Sevdalı”sıdır. İnsanların imanını kurtarmaya vesile olmak için gecesini gündüzüne katmıştır. İman aşkıyla yanıp tutuşurken hâkime: “Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkânını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız” der.
 

Onun için Risale-i Nur’a, Bediüzzaman’a talebe olmak, en büyük bir şereftir. Oysa bu yüzden tutuklanıp yargılanmaktadır. Suç olarak görülen bu fiili kendisinden sorulduğunda:
 

“Bediüzzaman Said Nursi gibi bir dâhinin şakirdi olmak liyakatini kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa, iftiharla, ‘Evet, Risale-i Nur’un şakirdiyim…” diye haykırırken, orada hazır bulunan Üstad da “kabul ediyorum” der.
 

Zübeyir Gündüzalp’in hizmetteki yerini Bediüzzaman Hazretlerinin:
“Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine verilmiştir diye manevi ihtar aldım. Hakiki fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddetli ihtiyacın zamanında buraya imdada geldi…” ifadelerinde görmekteyiz.
 

27 Mayıs 1960 İhtilalinden sonra memleketi olan Ermenek’te mecburi ikamete tabi tutulur. Burada bir süre kaldıktan sonra, gizlice Ermenek’ten ayrılarak Ankara’ya gider. Altı ay kadar Ankara’da kalırve 1961’de İstanbul’a geldi. 2 Nisan 1971 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
 

Üstad Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra “meşveret sistemi”ni tesis etti. Hizmeti meslek ve meşrep açısından şekillendirdi. Risale-i Nur Külliyatının neşri, İttihad Mecmuası, Yeni Asya Gazetesi ve yayınevinin kurulması gibi yayın faaliyetlerini başlattı.
 

 
 
Genç Zübeyir’in gençlik faaliyetleri
 

Zübeyir Ağabey fedakârlık, kahramanlık, sadakat, muhabbet, şefkat gibi öne çıkan vasıflarının yanında pratik zekâsı, gayreti, girişimciliği, samimiyeti ile de dikkat çekmektedir. Gençliğinin baharında nur gençliğinin başını çekerek o zamanki gençleri gayrete getirmektedir. Gençlere yönelik organizasyonlarıyla gençlerin ilgisini, sevgisini kazanmış, nur hizmetindeki gençlik sayısı hızla artmıştır.
 

Bitmez tükenmez bir heyecan ile hizmetten hizmete koşan Gündüzalp 27 yaşında genç bir delikanlı iken Konya Nur Talebeleri namına Ankara Üniversitesinde kalabalık bir kitleye akıcı bir üslup ile Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nurları anlatmıştır.
 

Gençlere karşı çok büyük bir şefkati olan Zübeyir Gündüzalp: “Teessür ve ızdırap karşısında kalbden bir parça kopsa idi, bir genç dinsiz olmuş haberi karşısında o kalbin atom zerrâtı adedince paramparça olması lâzım gelir” demiştir. Üstadından aldığı kahramanlık ve şefkat dersi ile “bir genç dinsiz olmuş” haberini duymamak için gayretle çalışmıştır. Zübeyir Ağabey, gençleri kabiliyetlerine göre ayrı ayrı vazifelerde görevlendirirdi. Anadolu’daki bazı kardeşlere görevler verir, her yeri onlarla birbirine irtibatlandırır, atıl vaziyetten çıkarıp bir şahs-ı manevînin azaları gibi cemaati yek­vü­cut hâle getirirdi.
 

 

Sonuç
 

Bediüzzaman’ın “kâinata değişmem” dediği bu iman davasının mütevazı kahramanını anlatmak, benim gibi âcizlerin işi olmadığını biliyorum. Ama, böyle güzel bir insandan bahsettiğim için belki bu çalışmam da bir parça güzelleşir. “Ameller niyetlere göredir.” Ben de “Zamanın Sultanı” olan Bediüzzaman’ın “Vezir-ü Âzamı” olan Zübeyir Gündüzalp’i anlamak ve anlatmak niyeti ile bu satırları yazmış bulunuyorum. Bediüzzaman güneşinin bu en parlak yıldızını takip etmek, O’nun hayatını model yapmak, Nur talebeleri için en büyük gaye olmalıdır.
Zübeyir Gündüzalp hakkında bugüne kadar birçok eserler yazılmış, birçok hatıralar nakledilmiştir. Risale-i Nur’u okurken de, bizzat Üstad Hazretlerinin ifadeleri ile kendisine ne kadar değer verildiğini görmek mümkündür. Bizim yapmaya çalıştığımız, bunların bir kısmını olsun tekrar etmek, Onun hatıralarını canlı tutarak kendi hizmetlerimize rehber etmektir. Dergimizin bu sayısında, vefatının 38. yıldönümü olması vesilesi ile Nur davasının en büyük dava vekili olan Zübeyir Ağabeyimizi bir defa daha anmak, aziz ruhuna âcizane dualarımızı yollamak istedik.
 
Zübeyir Ağabeyin gençlere tavsiyeleri
 

Zübeyir Ağabey ideal bir genci şöyle tanımlar: “Gençleri imana ve İslamî hayata heyecan ve aşkla donatmak gerekir. İdeal bir gence yakışan, olgun ve yüksek bir Müslüman olmak için ilim ve imana çalışmak, hayatını İslâmın yüce prensiplerine göre yaşayıp gençlik günlerini, boşu boşuna kaybolmasından kurtarmaktır.”
 

“Ey genç kardeşim ve zamanlarını hayhuylu, başıboş yaratıklar gibi boşluklar içerisinde geçiren sersem nefsim! Bu yaşa geldin, çocukluktan çıktın. Çocuklar var ki, sen onlardan geçersin. Sakallı çocuk olmak, bir insan için maskaralık, çirkinlik ve kötülük alâmetidir.

 

“Hâlbuki sana yakışan, senin taze ve şirin gençliğine yaraşan, hoplayıp zıplamayı bırakıp, olgun ve yüksek bir Müslüman namzedi olarak ilm-i imana çalışmak, İslâmiyetin yüce bilgisiyle bilgin olmaya gayret etmektir. Allah’a ibadet ve itaat edip, namaz ve ibadete sarılıp, güzel gençliğini çirkinleşmekten, gençlik günlerini boşu boşuna öldürmekten kurtarmaktır.

 

“Kendini bir yokla. Ben seni görüyorum ki, sende parlak ve ebedî bir istikbali kazanmak kabiliyeti var. Bu istidat senin gençlik ruhunun nurundan fışkırarak, senin manevî ve maddî simanda ışıldamakta, gözlerinden okumaya ve Allah’a ibadete olan sevgi kıvılcımları pırıl pırıl pırıldamaktadır. Bu nurları karartmamayı, bu ışıkları söndürmemeyi aklın ve kalbin sana feryad ü figânla ihtar ediyor.

 

“Ruhun, derinliklerde ‘Oku! Allah’ın bahtiyar bir kulu, cemiyetin gülü, İslâmiyetin bülbülü ol!’ diye İlâhî bir sada ile sana sesleniyor. Bu sadaya kulak verip nur-u Kur’ân’la ilim ve irfan sahibi olarak iki cihadın saadetiyle mes’ud ol!

 

“Ah, nur kardeşim! Sözlerin, senin bu sevimli özleyişlerin, senin bu sevgi dolu tavsiyelerin beni iman, İslâm ve Kur’ân yolunu öğretmek yolunda nur-u Kur’ân, nuruna kaptırdı.”
 

 

Üstadımızın “dünya yaşlandıkça Kur’an gençleşiyor” dediği gibi, Zübeyir Ağabeyin gençlere yaptığı tavsiyelerin de sanki bugün bizler için yazılmış gibi tazeliğini koruduğunu görüyoruz. Gençler olarak onun parlak ve veciz ifadelerine ne çok ihtiyacımız olduğunu anlıyoruz. O zamanki gençliğe nazaran bugün bizi oyalayan, gençlik günlerimizi zayi eden unsurlar daha fazladır. Zübeyir Ağabeyin tavsiyeleri de sanki daha çok bugünkü gençliğe yazılmış gibidir. Gençlik günlerimizi zayi olmaktan kurtarmak ve ebedi bir gençlik kazanmak için bu tavsiyelere kulak vermeliyiz. Zübeyir Gündüzalp gibi gençliğini, zekâsını, sağlığını, malını, neyi var neyi yoksa her şeyini iman hizmetinde feda eden bu fedakâr, kahraman Ağabeyimizi kendimize model almalıyız.