Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, 27.07.2015. tarihli yazısının başlığını böyle atmış. Ve sormuş:
“Müceddid Nurculardan mı, Nakşilerden mi gelecek?”Şimdi birileri bu son 100 yılın müceddidini arıyor. Bu müceddid Nurculardan mı, Nakşilerden mi, kimden gelecek?..

“Müceddid kimdir? Hangi dini grubun içinden çıkmıştır. Birden fazla iseler, aralarındaki ilişki nasıl düzenlenmektedir. Diğer dinî grublar ya da Müslüman siyasî otoritelerin o kişi ile ilişkisinin şekli nedir, nasıl olmalıdır.

“Bu rol, ilâhî olarak verilen bir görevle ilgili midir, yoksa dünyevî, beşerî tasarruflar sonucu insanların teveccühünü mü ifade etmektedir. Yani bu tecdid vehbi midir, kesbi midir? Yani görevlendirme Allah tarafından mı, yoksa insanların çabaları sonucu ulaştıkları bir makam mıdır. Bunun böyle olduğunu avam nasıl anlar? Âlimler arasında ihtilâf vukuunda çözüm nasıl sağlanır?”

Sayın Dilipak’ın sorularının cevaplarını önce özetle; sonra da İlâhî dayanaklarını serdederek daha mufassal cevaplar verelim:

Bir Müslüman için müceddid, kimden olursa olsun, hiç fark etmez.

Kim Kur’ân’ı ve Sünnet-i Seniyye’yi, iman esaslarını, ibadet ve ahlâkı, adaleti, ukubatı vs. çağın anlayışına göre, anlatır, izah ve ispat ederse,

Kim sorularımızın cevabını akıl, kalb ve vicdanlarımızı mutmain edecek tarzda verirse,

Kim hastalıklarımızı teşhis eder, tedavi yollarını gösterirse,

Kim problemlerimizi çözerse,

Kim Kur’ân’ın ve Sünnet-i Seniyye’nin cihanşumül olan hakikatlerini, yani, iman şartları, İslâm şartları, ukubat, ahlâk, kadın, erkek, ilim, fikir, çocuk, eğitim, hukuk, siyaset, kıyamet, aklınıza ne gelirse, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye nereden bahsederse onları o cihanşumül bir tarzda ortaya koyarsa müceddid odur.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER