Mehdi doğrudan Kuran’a bağlanacak

Bediüzzaman Hazretleri 23. Mektupta İslam alemindeki fazilet noktasındaki makamlar hakkında sorulan bir suale şöyle cevap verir:

“ÜÇÜNCÜ SUALİNİZ: Başta müçtehidîn-i izam imamları mı efdal, yoksa hak tarikatlerin şahları, aktabları mı efdaldir?

Elcevap: Umum müçtehidîn değil; belki Ebu Hanife, Malik, Şâfiî, Ahmed ibni Hanbel şahların, aktabların fevkindedirler. Fakat hususî faziletlerde Şâh-ı Geylânî gibi bazı harika kutuplar, bir cihette daha parlak makama sahiptirler. Fakat küllî fazilet imamlarındır. Hem tarikat şahlarının bir kısmı müçtehidlerdendir. Onun için, umum müçtehidîn, aktabdan daha efdaldir denilmez. Fakat Eimme-i Erbaa, Sahabeden ve Mehdi’den sonra en efdallerdir denilir.(23. Mektub)”

Mezkur mektuba göre Peygamberimizin(asm) ümmetinin fazilet sırası şu şekilde yazılabilir:

1. Sahabeler

2. Mehdi

3. Dört mezhep imamı

4. Tarikat şahları

Burada dikkat çekici olan Mehdi’nin sahabeden sonra gelen bir makam sahip olması ve tarikat şahları da dahil dört mezhep imamından daha önde olması.

Peki bunun sebebi nedir?

Bu sualin birden çok cevabı var: Felaket ve helaket asrında gelmesi, ümmetin toptan fesada gitmesi ve sıkıntıya girmesi, tarihte görülmeyen dinsizlik akımlarının zuhur etmesi, Deccal ve Süfyanların iman kalelerine hücum etmesi, Mehdi’nin de getirdiği hakikatlerle bunlara karşı mücadele etmesi ve diğer daha bir çok hususlar hem hadislerde, hem de Risale-i Nurlarda beyan edilmiş ve sitemizde yayınlanan bazı yazılarla da bu önemli konu şerh ve izah edilmiş.

Bu konuda daha geniş bilgi isteyenleri ilgili yazılara havale ederek, Mehdi’nin makamının yüksek olmasını Kuran açısından ifade etmek istiyoruz. Çünkü mezkur ifadeye göre Mehdi doğrudan Kuran’a bağlanacaktır. Yani Mehdi, zamanında hakim olan hizmet metotlarına değil, doğrudan Kuran’dan aldığı ilham ve feyizle yeni bir hizmet metodu ortaya koyacaktır. Bir başka deyişle Mehdi, zuhur ettiği zaman ne bir tarikat ve tekke usulü, ne de geleneksel medrese usulü gibi zamanında hakim olan hizmet metotlarından öte direk Kuran’a tabi olarak, doğrudan Asr-ı Saadet modelinin bir benzerini asr-ı ahirde icra edecektir. Adeta mebde ve müntehayı birleştirecek ve son asırda “aynı Asr-ı Saadet devrindeki” gibi bir iman hizmeti modeli ortaya koyacak demektir. İşte bu nedenle Mehdi zamanındaki hakim hizmet metotlarından çok farklı ve doğrudan Kuran ve Sünnet merkezli bir hizmet metodu icra edecek ve bu sayede Kuran nurlarını neşrederek tüm dinsizlik akımlarına karşı büyük bir mücadeleye girişecektir. Bu da Mehdi’nin, yani doğrudan Kuran’ın nuruna tabi olmasıyla, sahabeden sonra en faziletli bir makam kazanmasına vesile olmuştur.

OKU:  Bediüzzaman'a göre; Musibetler neden gelir?

Bu husus da Mesnevi-i Nuriyenin girişinde şu şekilde ifade edilir:

“BİRİNCİ NOKTA: Kırk elli sene evvel, Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatü’l-hakaike karşı ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarikat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü, aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralıydı, tedavi lâzımdı.

Sonra, hem kalben, hem aklen hakikate giden bazı büyük ehl-i hakikatin arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı, câzibedar bir hassası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbânî de ona gaybî bir tarzda Tevhid-i kıble et” demiş. Yani, “Yalnız bir üstadın arkasından git” O çok yaralı Eski Said’in kalbine geldi ki:

“Üstad-ı hakikî Kur’ân’dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur” diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu mânevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazâlî (r.a.) Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrâkın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş.

Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur’ân’ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ, “Herbir şeyde Onun bir olduğuna delâlet eden bir delil vardır” hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said’in Risale-i Nur’uyla göstermiş.”

İşte Risale-i Nurun doğrudan Kuran’ın malı olmasının sır ve hikmetine bir de  bu sır açısından bakınız. Bakalım o zaman zihinlerinizde Mehdi ile ilgili ne gibi yeni kapılar açılacak? Düşünmeye değer doğrusu…

OKU:  Risale-i Nur neden mihenge vurma çağrısı yapıyor?

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*