risaleinur-00009Kur’an-ı Hâkim’in çok büyük medh-ü senasına mazhar olan Leyle-i Kadir, yani Kadir gecesinin kadri Kadir Suresi’nde anlatılmıştır. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın bu gecede nazil olduğu ve Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğu müjdesi ve hakikati Cenâb-ı Hak tarafından bu surede bildirilmiştir.

Ramazan ayının ve bilhassa Kadir gecesinin yüksek hakikatine ve mertebesine dikkat çeken Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i kadri ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir Leyle-i Kadir’dir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bakidir.”1 Çünkü “her bir hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere, Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.”2 Hem “Ramazanda, hususan Leyle-i Kadir’de dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlâhiyeden kaviyyen me’muldur.”3 demektedir.

Leyle-i Kadr’in Ramazan-ı Şerifte bulunması sebebiyle, “Ramazan-ı şerif, bu fânî dünyada, fani ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâkî bir ömrü kazandırır. Evet, bir tek Ramazan seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur’ân ile bin aydan daha hayırlı olduğu, bu sırra bir hüccet-i katıadır.”4

Kadir gecesi Ramazan ayında saklı olmasından her bir günü bir Leyle-i Kadir kıymetindedir. “Meselâ, insanlarda veli, Cumada dakika-i icabe, Ramazan’da Leyle-i Kadir, Esmâü’l-Hüsnâ’da İsm-i Azam, ömürde ecel meçhul kaldıkça, sair efrad dahi kıymettar kalır, ehemmiyet verilir. Taayyün ettikçe, sairleri rağbetten düşer.”5 Bu şuurla hareket eden her bir mü’min için Ramazanın her bir günü bir leyle-i Kadir hükmüne geçebilir.

Ancak ümmet arasında Ramazanın yirmi yedinci gecesi “Leyle-i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından, bir kısım müçtehitler o geceye Leyle-i Kadr’i tahsis etmişler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor, inşaallah hakiki hükmünde kabule mazhar olur.”6 ifadeleriyle Leyle-i Kadrin saklılığını ima eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Hâdis-i şerifin sırrıyla Ramazan-ı Şerifin nısf-ı ahirinde, hususan aşr-ı ahirde, hususan tek gecelerde, hususan yirmi yedisinde, seksen küsur sene bir ibadet ömrünü kazandırabilen Leyle-i Kadirin ihyasına ve her biriniz umum Nur talebeleriyle beraber, hususan bu bîçare, çok kusurlu, hasta, zayıf kardeşinizi hissedar etmenizi ve her birinizin dualarınızın binler manevî âminlerin teyidiyle dergâh-ı İlâhîde kabul olmasını rahmet-i İlâhiyeden niyaz ediyoruz.”7 der. Evet, “Risâle-i Nur’un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i amal-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve halis tesanüd sırrıyla her bir halis, hakikî şakirt, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, halis, hakikî, müttakî bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşâallah ehl-i saadet olur. Risâle-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur.

Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvada, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir.”8 ifadeleriyle de Leyle-i Kadr’in ve Ramazan-ı Şerifin yüksek hakikatini kazanmanın en sağlam ve selâmetli yolunun Risale-i Nur’un şahs-ı manevisine ve şirket-i mânevîsine katılmakla, yani nur talebesi olmakla mümkün olacağını belirtmektedir. Çünkü ”Risâle-i Nur şakirtlerinin iştirak-i amal-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, her birisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i a’mâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlâhiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risâle-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir.

Herbiri, binler hisse alır. İnşâallah, emval-i dünyevîyenin iştiraki gibi inkısam ve tecezzi etmeden, her birisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların her birisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir. Demek, Risâle-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümitvârız.”9

Bu itibarla, Risâle-i Nur’a mensup ve Üstad Bediüzzaman hazretlerinin meslek ve meşrebine bağlı her Nur Talebesinin, Leyle-i Kadr’in hakikatini ve Ramazan-ı Şerifin yüksek mertebesini kazanması kesin gibidir. Çünkü “Leyle-i Kadir’de İhtar Edilen Bir Mesele-i Mühimme” ve “Leyle-i Kadir’de kalbe gelen pek geniş ve uzun bir hakikat”10 gibi ifadelerden de anlaşılıyor ki, şüphesiz Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu yüksek hakikati ve mertebeyi yakalamış ve kazanmıştır.

Bu sebeple, her bir nur talebesi bu büyük kazançtan hissedar olmak ve bu büyük kazancı kaçırmamak için “hakiki Nur Talebesi” olmak şartıyla karşı karşıyadır. Yani, “Risâle-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebair (günahlardan kaçınmak) derecesiyle bu ulvî ve küllî ubudiyete sahip olup çalışmak gerektir.”11  “Demek en halis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakiyetli hizmet Risâle-i Nur şakirtlerinin daireleri içindeki kudsî hizmettir.”12 Bu nokta-i nazardan, Risâle-i Nur dairesinde bulunmak ve Risâle-i Nur’a çalışmak bütün mübarek gün ve gecelerin ve salih amellerin sevabını kat kat fazlasıyla küllî bir şekilde her nur talebesine kazandıracaktır. Çünkü “Risâle-i Nur ve şakirtlerinin meşgul oldukları vazife, ruy-i zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür.”13

Dipnotlar:
1-Barla Lâhikası 159,
2-Tarihçe-i Hayat 507,
3-Mektubat 207,
4-age.391,
5-age 460,
6-Şualar 438,
7-Emirdağ Lâhikası 268,
8-Kastamonu Lâhikası 67,
9-age.65,
10-Sözler 140,
11- Kastamonu Lâhikası 67,
12-age.62,
13- Emirdağ Lâhikası 41


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER