Şeyh Şamil’in torunu Said Şamil, dünya Müslümanlarının hak ve hürriyetleri için hayatını ortaya koymuş kahramanlarımızdan. 1940’larda İsmet İnönü (Halk Partisi), çalışmalarına izin vermez. Çalışmalarını sürdürmek için Rusça, Almanca, İngilizce, Fransızca, Polonyaca, Türkçe ve Arapça’dan oluşturduğu 8 binin üzerindeki kütüphanesini de alarak Polonya/Varşova’ya gider.

İsmet İnönü ve Halk Partisi kadrolarına da müthiş kızgındır. “Milletin birliği ve dirliğini bozmak için sanki binlerce yanlış yapmışlar!” diyerek şunları anlatır: “Meselâ, Said Nursî gibi bir âlimi, kendisinden istifade edecek yerde hapse atmak ne demektir? Bu akıl almaz bir hıyanettir. Yahu, bu dâhî, âlim adam, Türk milletini Türk’ten daha çok seviyor. ‘İslâma bu kadar hizmet etmiş bir millete kılınç çekilmez!’ diye isyancıların önüne set çekiyor.

Devlet için bulunmaz bir nimet… Doğu’da çok seviliyor. Yahu, gönder Kürdistan’a fitneyi yatıştırsın, birliği temin etsin. Sen onu ve yüzlerce sevilen Kürt âlim ve eşrâfını al, sür, hapset; sonra da hükümet ettiğini zannet. Bu yanlışlar gafletle olacak şeyler değillerdir. Bunlar bu milletin gelecekte oynayabileceği büyük rolün şimdiden önünü kesip, imkânsız hale getirmek içindir.” 1

Bu hatırayı okuduktan sonra, Cumhurbaşkanı Gül’ü dinleyiniz: “Doğu sorununu çözmek için Yaşar Kemal’i okuyorum!” Bediüzzaman manşetten nasihat etti: “Bediüzzaman’ı da oku! Çünkü, gerçek çözüm onda.”

Aslında şimdiye dek okumalıydı. AKP içinde Risâle-i Nur’dan ve Bediüzzaman’dan kaç haberdar insan var? Ne iş yaparlar?

Ama, bu meseleleri cesaretle Demokratlar yaptı ve yapar. Gerçek demokrat bunu yapar. Pek çok hakperest düşünür ve yazar, bunu ifade etmişti zaten: Doğu ve Güneydoğu, en huzurlu, en rahat dönemini Demokratlar zamanında yaşamıştı.

İsterseniz bir asra yaklaşan ömründe Cumhuriyet’in kuruluşu, Şeyh Said hareketi, Ağrı Dağı isyanı, Dersim katliâmı, tek parti dönemi, DP dönemi, 49’lar dâvâsı, TİP, KDP ve DDKO dönemleri, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül askerî müdahalelerine şahitlik eden TİP kurucularından Diyarbakırlı avukat Canip Yıldırım’ın hatıralarından takip edelim: “27 Mayıs darbesinde Diyarbakır Kolordu Komutanı, Şanar Yurdatapan’ın babası Danyal Yurdatapan’dı. Danyal Paşa, 27 Mayıs’ta büyük bir kitleyi sürgün olmaktan kurtardı. Danyal Paşa bir gün diyor ki Fevzi’ye (Kalfagil): ‘Ben bir Kürt dostuyum. Neden diyeceksin? Sakarya Savaşı’nda ben süvari üsteğmeniydim. Seyisim de Kürt’tü. Savaşta yaralandım, seyisim seyyar hastaneye kadar beni sırtında taşıdı. Hastane kapısında kanlar içinde yıkıldı. Meğer o da yaralıymış. Kimse Kürtlere olan sevgimi, saygımı benden alamaz. Kürtleri ancak savaşta tanıyabildim.’

“Amcamın oğlu iş adamı Bozo Kemal, daima Süleyman Demirel’le birlikte olmuş ve beraber mücadele vermiştir. İlişkileri çok eskiye dayanır. Kemal, Demirel’e inanmış biri, Demirel de ‘Bozo’ der, başka bir şey demezdi. Demirel’in en belirgin özelliği adamlarına, dostlarına sahip çıkması. Kemal’e karşı minnettarlığı vardır.” 2

Hiç şüphesiz, bu ilişkiler, DP’nin Doğu ve Güneydoğu politikasının bir ürünüdür…

Şimdi, AKP’de milletvekili ve teşkilâtlarında Risâle-i Nur’u bilen kaç adam var? Neden gerçekçi ve tek çözüm yolu teklif eden Bediüzzaman’ı gündeme getirmiyorlar?

Dipnotlar: 1- M. Ertuğrul Düzdağ, Ali Ulvi Kurucu/Hatıralar-3, Kaynak Yayınları, s. 241.; 2- Yeni Aktüel/07 Ağustos 2009.

12.08.2009 Yeni Asya