Esirdeki esrar ve iltibas

(Not: Bu ve gelecek iki yazı, fen ve ilim erbabına mahsus derin konuları ihtiva etmektedir. Anlaşılmayan noktaların okuyucularımız tarafından hoşgörülmesini isteriz. Maksadımız, kâinatın yaratılışı hakkındaki âyet ve hadisleri Üstad Bediüzzaman Hazretleri nasıl anlamışsa onu anlamaya çalışmaktır.)
“Yedi Sema” konusunda beş ayrı mâsadaktan önceki yazımızda söz etmiştik. Artık “daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye” ne anlıyor, ona bakalım:

Altıncısı: Üstad Nursî (ra), burada esir maddesi üzerinde çok durmaktadır.

Esir, 10-33 cm çapında olduğu ileri sürülen tek boyutlu süper sicim olabilir mi? Biz bilim insanlarının kuantum fiziğiyle ilgili cazibedar teorilerine pek girmek istemiyoruz. Çünkü Üstad Hazretleri, en başta, bu tür kesin olmayan bilgilerle Kur’ân’ı açıklamanın sakıncalarına değinir. Eski İslâm filozoflarının, âyetlerin açık ifadesine rağmen felsefeden etkilenerek semâvâtı dokuza çıkardıklarını, böylece Kur’ân’ın mu’cizeliğine gölge düştüğünü belirtir. O halde Üstadın bu ikazına uyarak atomaltı âlemi araştırmayı ehline bırakıp, biz onun Üstadlığında Kur’ân’ı anlamaya çalışalım.

Bediüzzaman (ra): “O’nun Arşı su üzerindeydi” âyetindeki 1 su sembolünü ve “mevc-ü mekfûf” hadisindeki 2 “karardâde olmuş bir deniz” teşbihini esir maddesi olarak anlamıştır. 3 Bu delillerden hareketle esir maddesinden yedi tabaka sema yaratıldığını belirtmiştir. Bu semalardan “yıldızlarla yaldızlanıp bütün görünen gökler” diğer anlatımında “yıldızların içine zer’ edilip ekildiği” gökler, yani bildiğimiz uzay birinci sema tabakasıdır.

Nitekim âyette de: “Biz, en yakın semâyı yıldızlarla süsledik” 4  buyrularak yıldızların bulunduğu uzayın, dünya seması ve birinci sema olduğuna işaret edilmiştir.

Esirden yaratılan diğer altı sema tabakasının ise henüz görünmeyen semalar olduğu anlaşılmaktadır. Ancak şimdilik keşfedilmese bile bu altı tabakanın da cismânî “şahadet âlemine münhasır” olacağı sonucu çıkmaktadır. Çünkü bunların yapıtaşı olan esir maddesi de sonuçta bir maddedir.

Bu konuda iltibasa düşüldüğünü düşündüğümüzden biraz daha detaylandıralım:

Esir maddesi bu fizik âleme âit camid bir maddedir. Ama “Maddiyyunları boğduran zerrat maddesinden daha lâtif, ihtiyarsız, şuursuz, câmid bir maddedir.” Maddî âlemlerin mayası yani “mâye-i masnuâttır.” 5 Aynı zamanda maddenin başka formları diyebileceğimiz ve enerji olarak tanımladığımız “ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin nâşiri (kaynağı) ve nâkili (iletkeni), fezayı (uzayı) dolduran bir maddedir” 6 (Adeta boşluk gibi) hadsiz bir surette tecezzi ve inkısam edebilir. Nâkillik ve infial vazifesiyle teçhiz edilen bu maddeye, belki o maddenin zerrelerden çok derece daha küçük zerrelerine” 7 yani henüz görünemez bir madde oluşuna, bir başka anlatımla bu midad-ı kitabetin son derece lâtif oluşuna aldanıp, ondan mamul olan diğer altı tabakayı, cismânî âlemler dışında konumlandırmak yanlış olur kanaatindeyiz.

OKU:  Âcz, fakr, şefkat ve tefekkür yolu

Hatta bazılarının yaptığı gibi uhrevî ve gaybî gerçek semaları, esirin türevleri şeklinde yorumlamak uhrevî âlemleri de maddîleştirmek anlamına gelmez mi?

Esirin diğer altı halinden yaratılmış ve henüz keşfedilmemiş -bu manaya uygun olmak şartıyla- paralel kâinatlar için ise, bu belki olabilir diye düşünüyoruz. Meselâ cinlerin “kavurucu/zehirli/nüfuz edici bir ateş” tabir edilen 8 bir tür enerjiden yaratıldığı bildirilmiştir. Esir ise hararet gibi enerjilerin kaynağıdır. Bu iki veri, birlikte değerlendirildiğinde cinlerin ve içinde yaşadıkları âlemin, esir maddesinin bir başka halinden yaratıldığı, görülmese bile onların âlemlerinin de aslında maddî bir âlem olarak düşünülmesi gerektiği çıkarılabilir. Nitekim arzın yedi tabakası “cin ve ifrit ve sair muhtelif zîşuur ve zîhayat mahlûkların âlemleri ve meskenleri olduğu” 9 halde onların bu âlemleri –uhrevî bir âlem olmamasına rağmen– ne mikroskopla, ne de teleskopla görülmemektedir. Onların yapı taşı olan enerji her neyse, şimdilik bilinmemekte ve ölçülememektedir. Yine meselâ “Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azimede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler.” 10 (Uzayın  da boş bırakılmadığı, sadece cinler değil, hatta karanlıktan bile zîşuur varlıklar yaratıldığı, bunlara mümasil nice tabakat-ı vücud ile uzayın dolu olduğu hakkında 29. Söze bakılabilir.)

Kısacası, Üstadın yaptığı tahkikattan anlaşılan şu ki, esirden atom formu inşa edildiğinde nasıl ki, görülen madde meydana gelmekte, enerji üretildiğinde ise bu görülmese bile ölçülebilmektedir. İşte aynı esirden şimdilik görülemeyen ve ölçülemeyen başka maddî formların ve enerji türlerinin de yaratılmış olduğu sonucu çıkmaktadır. Nasıl ki su, katı (buz), sıvı ve gaz (buhar) şeklinde üç fizikî halde bulunuyorsa, esir de İlâhî kudretin elinde teşkilâta girdiğinde su gibi, ama üç değil, yedi fizikî hale dönüşmektedir. Bu hallerinin her biri farklı bir âlemin yapıtaşı olup esirdeki teşkilât ve tesviye sonucunda ondan yedi tabaka sema yaratılmıştır. Biz sadece bunlardan içinde yaşadığımız kâinatı (tabakayı) görebiliyor, diğer altı tabakayı ve onlarda yaşayan zîşuurları henüz göremiyoruz. Genel bir isimlendirme ile “rûhânî ve cin ecnasları” deyip geçiyoruz.

OKU:  Müşahede, bazen hakikate perde olur

Yalnız Bediüzzaman Hazretleri, yedi sema ile asıl anlaşılması gerekenin âhirete bakan semalar olduğunun altını çizmekterdir. Yani atmosferin katmanları gibi esirin tabakaları da “seb’a semâvât” kavramının asıl değil, yan manalarıdır.

Üstadın böyle yan bir mana üzerinde bu kadar uzun durmasının bir sebebi belki de, uhrevî âlemlere imanı zayıf olan ve pozitivizm taassubunun etkisinde kalan maddecilerin önüne, anlayabilecekleri bir manayı sürerek, maddenin bile henüz görünmeyen formlarının bulunduğunu, yedi semanın bu şekilde de mümkün olduğunu anlatmak ve Kur’ân’ın gelecekteki bir mu’cizesine dikkat çekmek içindir. Hem semâvâttaki yıldızlar arası yolculukta, işe nereden başlamaları gerektiğine işaret etmek için dahî olabilir. Nitekim “(Semâvat dahil) âyetlerimizi yalanlayan ve (madde hakkındaki bilgisine güvenip) kibirlenenlere GÖĞÜN KAPILARI açılmayacaktır!” 11

Abdurrahman AYDIN

Dipnotlar:
1- Hûd 11/27.
2- Tirmizî, Tefsîr-i Sûre, 57/1; Müsned, II, 370.
3- İ’caz, Bakara, 29, 2. Mesele.
4- Saffat 37/6.
5- İ’caz, Bakara 29, 2. Mesele.
6- 12. Lem’a, 2. Mesele.
7- 30. Lem’a, 6. Nükte, 1. Şuâ.
8- Hicr 15/27.
9- 12. Lem’a, 2. Sual.
10- 1. Mektup, 3. Sual.
11- A’raf 7/40.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*