|
Risâle-i Nûr Enstitüsü tarafından yazıldı.
|
Medeniyet Nedir ve Başarısı Neyle Ölçülür?
Bediüzzaman, bir medeniyetin sadece bir din, bir bölge veya bir asrın ürünü olamayacağını ancak, umumun malı olabileceğini belirtir. Özellikle medeniyetlerin mehasinlerinin üç kaynağının olduğunu ifade eder:
a. Telâhuk-ı efkar,
b. Semâvi şerayi’,
c. Hâcât-ı zaruriye.
Bediüzzaman, Avrupa medeniyetinin mehasinleri için bu listeye semavî şerayi’ menşeli olmakla beraber, özele doğru vurgu yaparak, hususi bir kaynak daha ilave etmektedir ki, o da “İslami İnkılap”dır. (Sözler, s. 655) “Avrupa’nın en büyük üstadı Endülüs Devlet-i İslamiyesidir.”(Sözler, s. 313) ifadesiyle daha somut ve doğrudan etkinin kaynağını da belirtir. Böylece, genel bu üç kaynak dışında, bazı medeniyetleri hususi olarak etkileyen kaynakların da mevcut olabileceğini ifade etmiş olmaktadır.
|
|
Ruhan Asya tarafından yazıldı.
|
Bir ilki yaşıyoruz. Türkiye’den kilometrelerce uzakta geçiriyoruz Ramazan’ı. Ama mesafelerin değiştiremediği hakikatler, muhabbet ve uhuvvet, bir cemaate mensup olma nimeti, Türkiye’deki Ramazan’la gelen manevî atmosferi Melbourne’da de yaşatıyor bize. Aylardır heyecanla beklediğimiz bu rahmet ayının bir haftasını geride bıraktık. Saat farkından dolayı, Türkiye’den iki saat önce iftar ediyoruz.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı.
|
İlginç bir şahsiyet olduğunda herkes müttefik. Yaşadığı çizgiyi takip edenler, onu samimi ve başarılı buluyorlar. Tüm Hıristiyanlık tarihinde, hakkında en fazla yazılmış çizilmiş Polonya asıllı bu Papanın şimdiye kadar hiçbir şahsî kavga ve tartışmaya girmemiş olması da dikkatleri çekiyor. Deccaliyete tetikçilik yaparak hayatına kastedenleri affetmesi ve onların hapishaneden çıkarılmalarını istemesi, yalnız Katolik âleminin değil, diğer Hıristiyanların da hayranlığına yol açmıştı.
|
|
İ.T. ve Connecticut Nur Talebeleri' tarafından yazıldı.
|
İslam Amerika'da en hızlı büyüyen din durumunda. 11 Eylül'den sonra beklenildiğinin tam aksine İslam'a karşı alaka gittikçe artıyor İ.T. ve Connecticut Nur Talebeleri'nin hizmet mektubundan;
|
|
Mikail Yaprak tarafından yazıldı.
|
Avusturya Ceza Kanununun 283. maddesine göre, kim kamusal alanda toplumsal nizamı bozacak, devlet sınırları içinde bulunan bir ibadethaneye veya dinî bir cemaate veya dininden, ırkından ve soyundan dolayı bir kişiye düşmanca davranmayı körüklerse, iki sene hapis cezasıyla cezalandırılabilir.
|
|
Mikail Yaprak tarafından yazıldı.
|
Sözü dolandırmaya ne hacet.. Başörtüsünü getirip Avusturya’nın başına sarmadıktan sonra Avusturya’nın başörtüsüne hiçbir sözü yoktur. Bütün Avrupa ülkelerinde bu böyledir. Bir tek Fransa hariç.. Çünkü Fransa, “kaş yapayım derken göz çıkardı.” Başörtüsünü devlet okullarında kanunen yasak etmekle, başörtüsünü (meselesini) devletin başına sardı. Çünkü aynı ülkede, yasağın anayasaya aykırı olduğunu ve bu yasağın ayrımcılığı körükleyeceğini savunanlar var ve haklıdırlar.
|
|
Mikail Yaprak tarafından yazıldı.
|
Bugün gelinen noktada hiç kimse lütuf ve ikram peşinde değildir. Hak sahipleri haklarını talep etmektedir. Hatta demokrasinin nisbeten iyi işletildiği dönemlerde elde edilen, yahut hak sahiplerine iade edilen bazı hakların, darbelerle ve antidemokratik uygulamalarla yeniden kesintiye uğramasıyla yeniden mağdur, aciz ve zayıf durumuna düşürülenlerin demokratik zeminlerde meşrû yollarla hak aramaları onların en tabiî ve en demokratik hakları olsa gerektir. Mağdurlara ve hak sahiplerine haklarını iade etmek ise, o hakları gasbedenlerin boyunlarının borcu olsa gerektir. Nasıl ki bu hakların gasbında bizzat devlet kullanılmıştır, kuvvetler ayrılığında birinci derecede rolü olan kurumlar alet edilmiştir. Bu hakların iadesinde de en başta yine devlete ve devlet hukukunu işleten kurumlara iş düşmektedir. Meselâ, haksız ve keyfî uygulamalarla, insanların haklarına tecavüz edenler hakkında soruşturma açtırmak, onları sorgulamak ve hatta gerekirse onları cezalandırmak, böylece hak sahibini yine kendi hakkına kavuşturmak. Bunu yapmak demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez vazifesidir. Ve söz konusu olan da “iade-i hak”tır.
|
|
Mikail Yaprak tarafından yazıldı.
|
Bu seneki Kutlu Doğum Haftası bir başka renkli geçti. Bazı kesimlerin, 23 Nisan kutlamalarının arada kaynayıp gittiği ya da gölgede bırakıldığı iddiaları da bu ciddî kutlamalara gölge düşüremedi.. Gerçi başyazarımız Kazım Güleçyüz, bu iddiaların geçersizliğini delilleriyle ortaya koydu. 1920'nin Cuma gününe rastlayan 23 Nisan'ında Hacı Bayram camiinde kılınan Cuma namazından sonra yürüyerek meclise gidilip Kur'an-ı Kerim'lerle, dualarla, hatimlerle ve kurbanlarla Meclis'in açılışını da sevinçlerle hatırlatan 23 Nisan'ların Mustafa Kemal tarafından çocuklara armağan edilmiş olması, onu "çocuksu" eğlencelerle gölgelemiş olmuyorsa eğer; bu kutlu doğum programları onu hiç gölgelemez. Merak edilmesin.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı.
|
İkinci Meşrûtiyetten yaklaşık çeyrek asır önce Osmanlı’da şeriat düşmanlığı başlamıştı. O zamanın Paris merkezli din karşıtı Osmanlı liberallerinin çalışmaları ve o dönem Garp medeniyetinin karakolu hükmündeki Selanik’in katkılarıyla “şeriat” kelimesi menfî olarak efkâr-ı ammeye sunulmaya başlandı. 31 Mart hadisesindeki “şeriat” kelimesinin kullanım biçimini bilenler, İslâmiyetle ayniyet arz eden bu kelimenin cumhuriyet tarihindeki tarihçe-i seyirini de rahatlıkla anlarlar.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı.
|
İsveç denilince bir çok insanın hatırına sefahat gelebilir. İslâmla ilintili tarihinden getirdiği hürriyetin bolşevik yazar ve teorisyenlerle tahrip ettiği ülkeyi de çağrıştırır. Bilhassa cinsellik ve dinsizlik yolunda çok hızlı olan Wilhelm Reich´ın üç sene boyunca kitaplarıyla bozmaya çalıştığı İsveç´in muhafazakâr ahlâk kurallarına göre tedaisi pek müsbet değildir.
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 / 2 |