Dini siyasete değil, siyaseti dine âlet etmek

Dine hizmet, birinci plânda siyasetle olamaz. İslâm tarihi boyunca da olmamış. Hattâ, Hz. Âdem (as) dahil, bütün peygamberler ve onların yolundan giden varisleri âlimler; siyaseti hizmetlerine esas yapmamışlar. Dine hizmet; imân, Kur’ân, ilim, fikir, ahlâk, eğitim, terbiye ile olur. Bunun da yolu, “dine imâle (meylettirmek) ve iltizama (taraftar olup yapışmaya) teşvik etmek ve dini vazifelerini hatırlatmaktan”1 ibarettir. Bu yolda da yegâne kuvvet, silâh, İslâmın kesin aklî, mantıkî ve ilmî delilleridir.2 Yoksa “siyasetin çirkef malzemeleri” değildir. Eğer, hakkı müdafaa için, kuvvet kullanılırsa zulme sebebiyet verilir.3 Yani hak, hukuk, din; haksızlık, zulüm ve zorbalıkla anlatılamaz, müdafaa edilemez.

* Mü’minlerin görevi, sadece gerçeği tebliğ, yalnız Kur’ân’a hizmettir. Herkese kabul ettirmek, sayıyı çoğaltmak gibi bir mükellefiyetleri yoktur. Rızây-ı İlâhî, sayıya değil, ihlâsa, samimiyete ve keyfiyete (kaliteye) bakar.4 Siyaset ise, ne pahasına olursa olsun sonuç almak ister. Bu ise, sayısız olumsuzlukları doğurur.

* Şeriat yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete bakar; onu da ulü’l-emirler, yani idârecilikle ilgilenenler düşünmeli.5 Tıpkı, fırıncı, marangoz, doktor ve mühendislerin işlerini herkesin düşünmemesi gibi; siyâsî meseleleri de herkesin her an düşünmesi, takip etmesi, konuşması gerekmez.

* İbâdet ve duâ, Allah rızası için yapılır. Eğer başka bir maksat takip edilse, o ibâdet boşa gider. Elbette, ibadetin de bir çok hikmetleri, meyveleri vardır. Ama, kimse o meyveleri düşünerek ibadet etmez, etmemeli. Siyaset de, çıkar için değil, Allah rızası için yapılmalı. Şu halde şu üç usûlden elbette üçüncüsü tercih edilecektir:

1- Siyaseti dinsizliğe âlet,

2- Dini siyasete âlet,

3- Siyaseti dîne âlet.6

* Din nasihattan ibârettir. Siyaset ise, onu nasihatlikten çıkarır; âlet eder. Mümkün oldukça siyasetle iştigal etmemek, ondan kaçmak en sağlıklı usûldür. Eğer ilgilenmek kaçınılmaz olursa, “siyaset” dine âlet edilmeli. Zîrâ, din değil siyasete, başka menfaatlere de âlet edilemez. Din siyasete değil, siyaset dine hizmet edecek. O takdirde, siyaseti dinsizliğe âlet edenlere, dinin ulviyeti gösterilmiş olur.7

İlk iki şıkkın gayet zararlı ve muzır olduğunu herkes anlar. Müslüman, “siyaseti dine âlet” etmekten başka ne yapabilir? Hattâ değil siyaseti; (mü’min Allah için yaşadığına ve cihad-ı mânevî, yâni ilim, fikir, tebliğ, irşad ile vazifeli olduğuna göre) her şeyini, ticâretini de, malını da, bütün imkânlarını da dine âlet edecektir. Bu hususu, önemli bir politikacı, Eylül 1992 İl Müftüleri toplantısında, “Din siyasetin emrinde olmaz, siyaset dinin emrindedir”8 şeklinde kamuoyuna bir kaz daha açıklamıştı.

* Kur’ân ve hadîsçe haber verilen ve bütün peygamberlerin ve asırların Allah’a sığındığı Âhirzaman’ın dehşetli hâdiseleri içindeyiz. Şeytandan da Allah’a sığındığımız gibi, siyasetten de sığınmalıyız. Çünkü, Deccalizm, her tarafı kasıp kavuruyor. Ona, siyasetin malzemeleriyle değil, ancak imân ve Kur’ân nurlarıyla mukabele edilebilir.9 Zîrâ, felsefenin tahribatçı fikirlerini siyasetin günlük, değişken, hissî doneleri çürütemez, durduramaz; imân ve İslâm esaslarını izâh edip ortaya koyamaz.

Dipnotlar: 1- Sünûhat, Yeni Asya Neşriyat, s. 67.; 2- Hutbe-i Şâmiye, Yeni Asya Neşriyat, s. 99.; 3- Lem’âlar, s. 165-166.; 4- Divân-ı Harb-i Örfî, Yeni Asya Neşriyat, s. 28.; 5- Tarihçe-i Hayatı, s. 131.; 6. Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, s. 319.; 7- Metin Karabaşoğlu, Köprü, Bahar, 1995, s. 6.; 8- Kâzım Güleçyüz, Siyaset ve Din, Yeni Asya Neşriyat, İst. 1996, s. 66.; 9- Tarihçe-i Hayatı, s. 131.
Yeni Asya

image_pdfimage_print

KONU İLE İLGİLİ BENZER MAKALELER

4 Yorum

  1. Slm ilk once boyle baslayalim Allah ve resulu bir konu uzerinde hukum koydumu bizimde bunda isitk ve itat etik demeliyiz AYETIR
    simdi Allahin indirdigi kuralara seriat denilir ve peygamber efendimizin Anayasasi KURANA KERIM VE ONUN SUNETIDIR
    simdi peygambe r efendimizin yonetimi seriati
    ×siyaset insan idaresidir
    Simdi dinde siyaset vardir bunun kanitlarla soyleyelim
    1) biz su zamanda seriati uygulamak istiyorsak siyasetin islami cematllerin elinde olmali
    2)bir umet olarak cihad icin kafirlere karsi gucumuz olmali buda iktidarin Yani siyasi ulke lideri islami cematlerin elinde olmali……………
    Simdilik bu kadarr yeter AMA TEMEL MUSLAUKAN ICIN YEK KANIT I SOYLEYEYIM
    PEYGAMBERIMIZ SIYASET YAPMISTIR
    Islamda siyaset yoktur diyenler kafirlerin oyununa kapilmislar cunku muslumanlar Seriaten yani Kuran ve suneti birakirlarsa iste o zaman onlar kazanir [KAFIRLER KAZANIR ]
    Ama ulke siyasetle islerse ozaman musluman kazanir

    Islam hayatimizda olmali cebimizde degil

    • BNCE YANLIS DUSNUYORSUN PEYGAMBER EFENDIMIZ SIYASET YAPMAMISTIR YAPMISTIR DERKEN BILE GUNAH VE EFENDIMIZIN VEBALINİ ALMIS OLURSUN ALLLAH TAN KORK O ZMANLARDA KAFIRLERLE SAVAS VARMİŞ İSLAMIYET DAVASI VARMİŞ SIZ SANKI SAHABE GIBI HAŞA ORADAYMIS GIBI PEYGAMMBER EFENDIMIZ SIYASET YAPMISTIR DERSEN GUNAH İŞLERSİN BEYFENDİ …

      • İslam’ın sosyal hayata bakan yönlerini yanlış değerlendiren bazı kişiler, o yüce dinin bir kısım hüküm ve meselelerine sathi olarak baktıklarından hataya düşmekten kendilerini alamıyorlar. Açmış oldukları bu yanlış çığıra başkalarını da sürüklediklerinden hata genişliyor, neticede zihinlerin karışmasına sebep oluyorlar. İşte bu meselelerden birisi de

        “Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”(l)
        mealindeki ayet-i kerimeden çıkarılan hükümdür. Bu ayetin mealinden hareket edenler, İlahi hükümleri tatbik etmeyen kişilerin “kâfir” olduklarını, dolayısıyla bunların Müslüman sayılmayacağını söylemektedirler.

        Gariptir ki, bu ayet-i kerime İslam’ın ilk yıllarında da tartışmaya konu teşkil etmiş, Hariciye ve İbadiye gibi sapık mezhepler, günah işleyen Müslümanları küfürle itham etmişlerdir. Hatta Hariciler bu ayete dayanarak “Hakem Hadisesinden” dolayı Hz. Ali’yi tekfir etme cüretini bile göstermişlerdir. Halbuki ümmetin cumhuru, imam ve müçtehidleri, onların bu iddialarını çürütmüş ve bir Müslümanın günah işlemesiyle kâfir olmayacağını açıklamışlardır.(2)

        Bu ayetin tefsirinde “Camiu’l-Beyan” isimli 30 ciltlik tefsirin müellifi İmam Cerir et-Taberi, ayette geçen “küfr”ün İslam’dan çıkma manasında değil, Allah’ın nimetini inkâr, yani nankörlük manasında” olduğunu ve bid’at ehli olan İbadiye grubunun bu ayeti, yönetimi elinde bulunduranların küfrüne delil gösterdiklerini izah eder ve ibni Abbas’tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur:

        “Kasden inkâr ederek Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kâfirlerdir. (Allah’ın hükümlerini) Kabul ettiği hâlde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur.”
        Nitekim, hemen bundan sonraki ayetlerde Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenlerin zalim ve fasıklar olduğuna dikkat çekilmektedir. Aynı rivayeti İbni Abbas’tan (r.a.) İmam Nesefi de nakletmektedir. İmam Fahrüddin Razi de 32 ciltlik “Tefsir-i Kebir” isimli eserinde bu ayetin tefsirini yapmakta, Haricilerin bu husustaki görüşlerinin yanlış olduğuna işaret ederek şöyle demektedir:

        “Bir kimse Allah’ın hükümleriyle hükmetmezse dahi, kalbiyle o hükümlerin doğruluğuna inanırsa kâfir olmaz. Zira küfür, hak olan hükümleri kalbiyle inkâr ve lisanıyla reddetmektir . Fasık, kalbiyle tasdik ettiği için mü’mindir. İmanla beraber Allah’ın hükümlerinin aksi ile hüküm vermek diğer günahlar kabilindendir. En doğru olan görüş budur.” (3)
        Kadı Beyzavi ise Allah’ın hükümlerini inkâr edip onlara hakaret edenlerin kâfir olacaklarını açıklamaktadır.(4) İbni Kesir, bu ayetin Yahudiler hakkında nazil olduğunu ifade ederken,(5) Osmanlı devletinin şeyhülislamlarından olan Ebu’s-Suud Efendi, ayette geçen hükmetmemeyi inkâr manasında almakta ve “Allah’ın hükümlerini hakir ve basit görerek inkâr eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar.” demektedir.(6) Diğer çağdaş müfessirler de ayette geçen “hükmetmeyenler” ifadesinin, “inkâr edenler,” yani “tasdik etmeyenler” manasına geldiğini söylemektedirler.

        Konyalı Vehbi Efendi, “Eğer ayetten maksat bu olmasa Kur’an’ın hilafında bir şey irtikap edenlerin (işleyenlerin) kâfir olmaları lazım gelirdi. Halbuki, hak olduğuna imanla beraber hilafını irtikap küfür değildir ve olamaz.” der. “Çünkü, bilumum günahlar Kur’an’ın hilafıdır. Günahtan hali (hiç günahı olmayan) bir fert tasavvur olunamaz. Eğer her günahı irtikap eden kâfir olsa, alemde mü’min bulunmamak gerektir.”(7)

        Vehbi Efendi, Ebu’s-Suud Efendiye ve Fethul Beyan’a atıfta bulunarak, “Allah’ın inzal ettiği ahkamla [Allah’ın indirdiği hükümlerle] hükmetmemek” hususunda, “istihfaf veya istihlal veya inkâr tarıklariyle (bu hükümleri küçük görmek yahut helal saymak veya inkâr etmek suretiyle) hilafında hükmün (İlahi hükümlerin aksine hüküm vermenin) küfür olduğunu, ancak bu ahkamın (Allah’ın indirdiği hükümlerin) hak olduğunu tasdik ve ikrarla beraber hilafında hükmün küfür olmadığını” belirtir.(8)

        Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ayetteki “hükmetmeme”nin, “Onun hakimiyetini tanımamak” durumunda küfre gireceğine işaret eder.(9) Ömer Nasuhi Bilmen de şu izahı getirir:

        “Bir kimse hükm-ü İlahiyi kalben kabul etmez, onu bile bile lisanen inkâr ederse o takdirde kâfir olur. Fakat onu kalben tasdik ettiği hâlde terk eylerse kâfir olmaz, günahkâr olur.”(10)
        Bilmen, büyük İslam alimi İkrime’den de şu iktibası yapar:

        “Her kim Allah Teala’nın hükmettiği ile, onu bilerek inkâr ettiği hâlde hükmetmezse kâfir olur. Fakat her kim onu ikrar ettiği hâlde onunla hükmetmezse, o fasıktır, zalimdir, yoksa kâfir değildir.” (11)
        Görüldüğü gibi, bütün müfessirler ayetin tefsirinde görüş birliği içindedir. Hepsi, bir kimse Allah’ın hükümlerini inkâr etmediği, onlara hakarette bulunmadığı müddetçe kâfir olmayacağı görüşündedir. Nitekim, Bediüzzaman da Münazarat isimli eserinde, bazı kimselerin Kanun-u Esasiyi ve hürriyetin ilanından dolayı idarecileri tekfir ettiklerini belirtmekte ve onların “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler” ifadesinin “Allah’ın hükmünü tasdik etmeyenler” manasında olduğunu bilmediklerini beyan etmektedir.(12)

        O hâlde, mü’min olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat görüşüne sımsıkı sarılmamız, bid’at ehline iltifat etmememiz gerekir. Büyük imam ve müçtehidlerin tefsir ve izahlarına dikkat edip onlardan istifade etmemiz şarttır. Her hususta olduğu gibi, tekfir meselesinde de bu imamların görüşlerini esas almalıyız. İmam Suyuti’nin “Tekfire yeltenmek, kendini beğenen cahil kişilerin işidir.” ikazını da unutmamalıyız.(13)

        Kaynaklar:

        1. Maide Sûresi, 44.
        2. et-Tefsirû’l-Kebir
        3. et-Tefsirü’l-Kebir, 12:6
        4. Tefsir-i Beydavi, 2:295
        5. İbni Kesir, 2:61.
        6. Tefsir-i Ebu’s-Suûd, 3:42.
        7. Hülasatü’l-Beyan,3:1231.
        8. a g. e.
        9. Hak Dini Kur’an Dili, 3:1690.
        10. Kur’an-ı Kerimin Türkçe MeaH Alisi ve Tefsiri, 2:772.
        11. a. g. e.
        12. Münazarat, s. 69.
        13. İ’cazü’l-Kur’an, 3:5/7.

        Selam ve dua ile…
        Sorularla İslamiyet

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*