Aşağıda `Günün Tarihi` bölümünde de okuyacağınız gibi, bugün kahramanlığı dillere destan olmuş bir hukukçu hanımın vefat yıldönümü.

Denizli adliyesinde 33 yıl aralıksız şekilde vazife yapmış olan hakime Hesna Şener Hanım, 22 Temmuz 1975`te, yine aynı şehirde Hakk`ın rahmetine kavuştu.

 

Bu hanımın kahramanlığı, 1944`te Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Risale-i Nur davasının beraatle neticelendirilmesinde, en büyük pay sahibi olmasında yatıyor. Zamanın hükümeti tarafından idamla yargılanmak üzere Denizli Mahkemesine sevk ettiği Üstad Bediüzzaman ve talebeleri için, o hanım, mahkeme reisi ve diğer aza arkadaşıyla birlikte beraat kararı vermişti. Oysa, onlara yapılan siyasi tazyik ve baskılar had safhadaydı. Ancak, onlar yine de vicdanlarının sesine kulak vererek, idam yerine beraat kararında ittifak ettiler.

Mahkemenin nihai kararı, 15 Haziran 1944`te ilan edildi. Müsadere ve mahkeme edilen bütün Risale-i Nur eserleriyle birlikte, Üstad Bediüzzaman ve umum Nur talebeleri beraat ettiler. Böylelikle, bir şefkat kahramanının baskılar karşısında öncülük ettiği hukuk direnişi, mele-i alada meleklerin alkışladığı harikulade bir muzafferiyet ile neticelenmişti.

Ailesi Senirkentli Hesna Şener Hanım, vazifesi gereği vefatına kadar hep Denizli`de ikamet ettiği ve mezarı da bu şehirde olduğu halde, aslen Isparta Senirkent`lidir. 1903`te Senirkent`te doğdu. Babası, Osmanlı ordusu içinde tabur imamlığı yapan Yarbay Nuri Beydir. Uzaktan Tola ailesiyle akraba sayılırlar. Senirkenliler`in `ilk üniversite mezunu, ilk hukukçu ve ilk hakimimiz` diyerek sahip çıktıkları Hesna Hanımın ilk ve tek görev yeri Denizli vilayeti oldu. Bizim de, Risale-i Nur mahkemesinin Denizli şahitlerinden iki ayrı Süleymanla, ayrı yerlerde ve ayrı tarihlerde görüşme şansımız oldu.

Biri, o tarihlerde adliyede görev yapan polislerden Süleyman Gültekin, diğeri ise uzun yıllar hapis yatan efe ve aynı zamanda koğuş ağası Beylerbeyli Süleyman Hünkar. Her ikisi de, bize hem Üstad Bediüzzaman`la ilgili hatıralarını naklettiler, hem de şefkatle beraber cesaretine de hayran kaldıkları hakimlerden Hesna Şener Hanımı anlattılar.

Bu iki Süleyman`ın da `Hesna Hanımın Bediüzzaman hakkında söyledikleri` şeyler aynıydı. Onlara göre, Hesna Hanımın Üstad Bediüzzaman hakkındaki düşünce ve kanaatleri şöyledir:

`Bediüzzaman, `ilm-i hakikat sahibi` bir zattır. Onu mahkum etmek, öncelikle vicdanımızı mahkum etmek demektir. Yukarıdan gelen baskılara uyarak vicdanımızı mahkum edemeyiz. Bu zatın ve eserlerinin mutlaka beraat etmesi lazım.` Hesna Hanım, aynen bu düşünce ve kanaat doğrultusunda nihai kararını verir: Beraat… Ve, tarihe geçer bu karar.

Risale-i Nur hakkında bilahare vuku bulan sayısız mahkemelerde, Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin vaktiyle vermiş olduğu bu beraat kararı, en büyük bir dayanak belgesi niteliği taşımaya devam etti. Kaderin garip cilvesine bakın ki, o tarihten on yıl evvel (1935) Eskişehir Mahkemesinde Üstad Bediüzzaman`a ceza verenlerin sığındıkları gerekçe, Tesettür Risalesiydi ve o risalede geçen `Örtünmenin kadınlar için fıtri` olduğu şeklindeki ifadelerdi. On yıl sonra ise, Cenab-ı Hak, bir kadın hakimin eliyle aynı eserlere ve müellifine beraat kararını verdiriyor. Mezarı Denizli`de bulunan şefkat kahramanı Hesna Hanımın ruhuna binlerce, milyonlarca rahmet…

Günün Tarihi 22 Temmuz 1975: Denizli Ağır Ceza Mahkemesi azalarından hakime Hesna Şener Hanım vefat etti. Bediüzzaman ve talebelerinin beraatı (15 Haziran 1944) için mahkeme heyetine tesir eden vicdanlı hakime hanım, eski alay müftülerinden Senirkentli Yarbay Nuri Beyin kızıdır. Siyasi baskılarla, Risale–i Nur hakkında mahkumiyet ve talebelerine de idama varan ağır cezalar verilmesi beklenirken, mahkeme beraatle neticelendi. Bunda mahkeme reisi Ali Rıza Balaban`la birlikte, üyelerden Hesna Şener Hanımın büyük rolü oldu.

22.07.2005 Yeni Asya