|
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
|
Edirne’den bir okuyucumuz: “Risâle-i Nur’un bazı yerlerinde bazı kelimeler Türkçe yazılırken, diğer bazı yerlerde aynı kelimelerin Arapça metin şeklinde yazıldığını görüyoruz. Meselâ Birinci Sözde ‘Bismillah’ kelimelerinin hepsi Türkçe yazılırken, On dördüncü Lem’anın İkinci Makamı’nda Arapça yazılmış. Bunun hikmeti nedir? Ayrıca; külliyatta Üstadımız bir meseleyi anlatırken, bazı yerlerde ‘hissettim; ama yazdırılmadı’ diye ifadeler kullanıyor. Ya da meselâ Yirmi Beşinci Mektub’a geldiğimizde, bakıyoruz, telif edilmemiş olduğunu yazıyor. Bunun hikmeti nedir?”
|
|
|
Ali FERŞADOĞLU tarafından yazıldı.
|
İttihad ve Terakki Cemiyeti’nden Osmanlı aydını çok şeyler beklemiş, ama diktatörlüğe yönelince beklentileri boşa çıkarmıştı. “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyen, istibdatla mücadele eden; haksız davranışlarından dolayı Jön-Türkleri de her zaman ikaz eden Bediüzzaman, “Siz dîni incittiniz, gayretullaha dokundunuz, Şeriatı tezyif ettiniz; neticesi vahim olacaktır” diye onlara şiddetli muhalefet etmekten çekinmiyordu. 1
|
|
Dr. Veli Sırım tarafından yazıldı.
|
1892 yılı. Yer Tillo’nun yakınlarında bulunan “Kubbe-i Hasiye.” Henüz 14-15 yaşlarında olmasına rağmen “Said-i Meşhur”1 olarak anılmaya başlanan Bediüzzaman, inziva hayatı için özel olarak hazırlanan bu mekânda bir süre kalır. Burası Bediüzzaman’ın, Ebu Tâhir Firüzâbâdî tarafından kaleme alınan (ö. 1415) Kâmûsu’l-Muhit isimli Arapça sözlüğünü Sin harfine kadar ezberlediği yerdir.
|
|
|
İslam Yaşar tarafından yazıldı.
|
Türkiye ve Türkçe…
Bediüzzaman Said Nursi’nin, hayatının Yeni Said safhasında yaptığı iki mühim tercihti bunlar. Pek çok hayatî tehlikeyi göze alıp Türkiye’yi vatan, Türkçe’yi de lisân olarak seçerken niyeti, münhasıran yaşayacak yer ve konuşacak dil bulmak değildi.
Zîra vatanı, misak-ı millîde çizdikleri hudutlarla sınırlandıran devlet adamları vehmî korkuya kapılarak onu Van’dan sürgün etmek istediklerinde, şehir eşrafının götürmeyi teklif ettiği Hicaz tarafları da kaybedilen vatan topraklarının bir parçası idi.
Kendisini çok seven o insanların tekliflerini kabul ederek oraya veya bir başka Müslüman beldesine gittiği takdirde aynı dine inandığı, hâllerine âşina olduğu ve dillerini konuştuğu insanların arasında huzur içinde yaşayabilirdi.
|
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 / 70 |