Biliyoruz ki âhirzamândaki hâkimiyet prensipler hâkimiyeti tarzında olacak. Bu ma’nâda Bedîüzzamân Hazretleri şöyle diyor.”Biz Kur’ân şakirtleri olan Müslümanlar, burhana tâbi oluyoruz, akıl ve fikir ve kalbimizle hakâik-i îmâniyeye giriyoruz. Başka dinlerin bazı efradları gibi ruhbanları taklit için burhanı bırakmıyoruz. Onun için akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbâlde, elbette burhan-ı aklîye istinat eden ve bütün hükümlerini akla tespit ettiren Kur’ân hükmedecek.(Hutbe-i Şâmiye)”

Şimdi bu âhirzamân diliminde Bedîüzzamân Hazretleri üzerine Cenab-ı Hâk tarafından tevdî edilen tecdid vazîfesini bihakkın îfâ etmiş ve vefat edip irtihâl-i dâr-ı bekâ etmiştir.
Risâle-i Nûr dâvâsı şahıs dâvâsı değildir. Bedîüzzamân Hazretleri Risâle-i Nûrlar ile Kur’ân arasından şahsını çekmiş sadece ve sadece hakîkat konuşuyor demiştir.

Ancak bu âhirzamân dlimindeki tahribât-ı azîmenin durdurulması, ta’mir edilmesi ve def edilmesi vazîfeni bir tek şahıs yapamaz ve adetullah buna müsâade etmez ve de bir kişinin ömrü bu tahribâtı ta’mir etmeye yetmez. Bu bir hakîkattir. O nedenle de bu zaman şahıs zamanı değil şahs-ı mânevî zamanı ve cemaat zamanıdır.

Öyleyse Bedîüzzamân Hazretleri, Kur’ân ve sünnetten bu asrın idrâkine müceddid-i âhirzamân olarak te’lîf ettiği Risâle-i Nûrları bir program olarak tamamlamıştır. “İmân, hayat ve şeriat” dairelerinde bu vazîfelerin tahakkûku için ise bir cemaate ve şahs-ı mânevîyeye ihtiyaç vardır.

İşte Bedîüzzamân Hazretleri müjdelediği ve cenet-âsâ bahar olarak söylediği istikbâldeki Kur’ân’ın hâkimiyeti ve Risâle-i Nûrların prensipler olarak âlemde insanlığın sosyal ve içtimaî hayatta ma’kes bulası budur. Bu vazîfe ise Bedîüzzamân Hazretleri’nin talebelerinin omuzlarındadır. Çünkü Risâle-i Nûr şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları “Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefîne-i Rabbâniyede çalışan hademeler. ” durumundadır.

İleride Kur’ân’ın beşeriyete Nûrunun hâkimiyeti hengâmındaki günlerinde “Hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu istiyoruz ki: Mâzî kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız” diyen Bedîüzzamân Hazretleri’ne ve dâvâsına sadâkatimizi göstermeliyiz.

Bedîüzzamân Hazretleri’nin dâvâsının ve vazîfelerinin ihlâs, sadakat ve tesanüt sıfatlarıyla deruhte edilmesi O’na en büyük hediyedir diye inanıyorum. Çünkü Üstadımızın Kur’ân ve îmândan başka hiç bir dâvâsı olmamıştır. O dâvâya ise saydığımız üç sıfatlarla sahip çıkılabilir. Bu üç sıfat Bedîüzzamân Hazretleri’ne en büyük hediye olmalıdır. Çünkü Bedîüzzamân Hazretleri talebelerine mezarından ne mutlu size demektedir. O’nun mesleği cihanşümûl bir meslektir ve o mesleğe sadakat en büyük hediye olmalıdır.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER