www.sorularlasaidnursi.comBütün peygamberler, peygamber olmadan önce bir nevi velilik makamında idiler, bu durumdaki harika hallerine irhasat, peygamberlikten sonraki harika hallerine ise mucize denir.
Yani bütün peygamberler önce veli sonra peygamber oldular. Hz. İsa (a.s.) ise istisnadır, annesine atılan bir iftiradan dolayı mucize gösterip beşikte konuştu. Bu durum onun peygamberliğinin başlangıcıdır, yani Hz. İsa (a.s.) velayetini yaşayamamış ve dinini de tamamlayamamıştır. İşte ahirzamanda gelişi bir veli olarak olacak, Mehdi’ye tabi olacak ve gerçek dini olan İslam’ın kemale ermesi için çalışacak ve velayetini yaşayacaktır. Fakat bu durumu herkes bilmeyecek, etrafında ona yakın az insanlar tarafından bilinecektir. Bediüzzaman mealen, Hz. İsa, dinini tamamlamadan üçüncü tabaka-yı hayata çıkarılmıştır. Dininin geri kalan kısmını havariler tamamlamıştır. Havariler peygamber olmadığından onların koydukları kurallar semavî değildir. Bu nedenle kilise ve papazların koyduğu kurallara Nasraniyet, İsa’nın (a.s.) kurallarına ise Îsevilik denir.

Allah, peygamber göndermediği kavmi, isyanından dolayı helak etmez. Onun için İsa (a.s.) ile Hz. Muhammed’in (asm) peygamberliği arasındaki yaklaşık 610 yıllık süreye fetret devri denir. Bununla birlikte İslam âlimlerinin görüşüne göre her dönemde fetret ehli bulunabilir. Yani İslâmı duymamış veya yanlış olarak duymuş insanlar olabilir, bunlar da fetret ehli gibi düşünülebilir.

Şeriat, Kur’ân ve Sünnetle birlikte, ulemaların görüşlerini içine alan geniş bir tanımın olmasına rağmen, namazını kılıp şeriata karşıyım diyen çok insan vardır. Hıristiyan olan Avrupa ve Amerika gibi devletlerde, devamlı İslâm aleyhinde yanlış yayınlar yapılmasına ve İslâm âlemi geri kalmış ve sefalette bulunmasına karşın, gerçekten de İsevîliğe inananlardan nasıl hemen şeriatın anlaşılmasını bekleyebiliriz. Birinci Dünya Savaşı’nda komünizm yani inkâr-ı ulûhiyet fikrine karşı çıkıp inançları uğruna hayatlarını veren ehl-i kitap ve masum Îsevîler için boşuna öldüler denir mi?  Fetret ehli, ehl-i sünnet âlimlerine göre ittifakla ibadetten mesul değildir. Maturudilere göre yalnız Allah’ı bulmakla mükelleftir, Eş’arilere göre ise, mazlum olanlar tamamen mesul değildirler.

Bediüzzaman, “âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedî’ye (asm) bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda Hazret-i İsa’nın (as) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (as) mensub Hıristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir” (Kastamonu Lahikası)

Ayrıca Bediüzzaman 28. Mektupta, “Ehl-i fetret ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri (sorguya çekilmeleri) yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş’arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal (peygamber göndermek) dahi, ıttıla’ (öğrenmek)  ile teklif takarrur eder (yerleşir). Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin (geçmiş peygamberlerin) dinlerini setretmiş (örtmüş); o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî (gizli) kaldığı için hüccet (delil) olamaz.”

Mealen, ahir zamanda Hz. İsa (a.s.) gelip peygamberimizin şeriatı ile amel edecek olması, mealindeki hadisin manası özetle, ahir zamanda Îsevîlik hurafelerden temizlenip İslâmiyete dönüşecek. Mehdi’ye uyup Kur’ân ve Hz. Muhammed’e tabi olacaktır. Ayrı oldukları zaman mağlup olan Müslümanlar ve Îsevîler, bu ittifaktan kuvvetlenecekler ve inkâr-ı ulûhiyet fikrini kırıp hakiki Müslümanlığı kâinatta hükümferma edecekler. Bütün ilahi dinlerin kaynağı aynıdır. Allah yarattığı zamana bağlı değildir ve onun için geçmiş ve gelecek yoktur; hepsi birdir, bu ilahi kitaplar da aynı kaynaktan gelir. O halde ulülazm peygamberlerden olan Hz. İsa’nın (as) dini en büyük peygamber ve din olan Hz. Muhammed’in (asm) dinidir ve bu dine tabi olacaktır. Bediüzzaman, “… manen, Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkılâp edecektir” diyor. (Mektubat)

Bediüzzaman, “Ve Kur’ân’a iktida edecek (uyacak), o Îsevîlerin şahs-ı manevisi tâbi’ (uyan) İslâmiyet metbu’ (uyulan) makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktı. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan Îsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında (kabiliyetinde) iken; âlem-i semavatta cism-i beşerisiyle (gerçek insan olarak) bulunan şahs-ı İsa (a.s.) o din-i hak cereyanın başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (doğru haber veren), bir Kadir-i Külli Şey’in (Allah’ın) va’dine istinat ederek (dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va’detmiş, elbette yapacaktır.”  (Mektubat)

Çok büyük hakikatler içeren bu konuyu tamamen anlamak için Risale-i Nur külliyatında yazılan bu konular etraflıca incelenmelidir. Bir şey tamamen elde edilmese de tamamen terki caiz değildir.


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER