Kuveyt halkı genellikle dindardır. Halkın bu özelliğinden doğan ihtiyaca binâen, Kuveyt Evkaf Bakanlığı (Diyanet İşleri) her mıntıkada “Dârü’l Kurân” denilen “Halk Okulları” açmış. Kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı binalarda hizmet sunan bu okullar da haftada üç gün olmak üzere sabah ve akşam programları halinde eğitim yapılıyor.

 

Fıkıh, akide, tefsir, hadis vs.. gibi İslâmî İlimleri öğrenmek isteyenler; kendi çalışma mesailerine uygun olan programı seçip, dört yıllık bir eğitimi bitirdikten sonra diploma alıyorlar.

İslâmî İlimlerin herhangi bir dalında ihtisas sahibi olmak isteyenler ise, seçtikleri dalda iki yıl daha okuduktan sonra ihtisas sahibi olabiliyorlar.

Bu konuda özürlü insanlar da unutulmamış. Onlar için de aynı hizmeti sunan özel merkezler açılmış. İnsanların özürlük derecelerine göre eğitim seviyesi ayarlanan bu okullarda; trafik kazalarında sakatlanmışlara, sağır ve dilsizlere, zihinsel özürlülere ayrı ayrı seviyelerde eğitim imkânı hazırlanmış.

Bahsi geçen merkezler, eğitimin yanı sıra çeşitli kültürel faaliyetler düzenlemekte. Bu merkezlerin birinde eğitmenlik yapan Fatma el-Kenderi diye bir bayan geçenlerde beni arayarak “Kuveyt Evkaf Bakanlığı”na bağlı olan merkezlerimiz ortaklaşa ‘Medeniyetler Buluşması’ diye kültürel bir faaliyet düzenleyecek.

Bu faaliyette Türkiyeyi de tanıtmak istiyoruz. Bildiğiniz gibi, Türk dizi filmleri bütün Arap kanallarını istilâ etmiş durumda. Bu dizilerde; Türkler her fırsatta içki içen, garimeşrû ilişkilerde bulunan, vurducu- kırdıcı bir millet olarak tanıtılıyorlar. Biz Türkiyeyi en doğru bir şekilde tanıtmak istiyoruz. Osmanlıyı; âlimlerini, şâirlerini, hattatlarını; günümüz Türkiyesine damgasını vurmuş olan bir İslâm âlimini, Türk el san’atlarını ve yemeklerini tanıtmak istiyoruz. Bize bu konuda yardım edebilir misiniz?” diye sordu.

Ben de: “Günümüz Türkiyesine damgasını vurmuş olan İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’dir. Size onun hakkında bilgi verebilirim. Elimde, Suriye’de yapılmış olan “Bediüzzaman Sempozyumu”nu içeren Arapça bir CD var. Bu CD’de meşhur Arap âlimleri Bediüzzaman’ı anlatıyorlar. Daha teferruatlı malûmat istenirse CD’den de faydalanabiliriz. Yemek ve el işleri konusunda ise Türk arkadaşlardan yardım alabiliriz” diye cevap verdim.

Bu haberlere çok sevinen Fatma el-Kenderi “Çok çok güzel ! Bediüzzaman’ı Arap âlimleri tanıyor olabilirler, ama halk onu tanımıyor maalesef. Sergide Bediüzzaman’ı ve kitaplarını tanıtalım. Bakanlık olarak CD’yi çoğaltıp sergiye gelen ziyaretçilere dağıtalım ne dersin? “ dedi.

Bu söze ne diyebilirdim! Hizmet ayağımıza kadar geldi dedim. Mevzuyu genç arkadaşlarımıza açtım. Onlar da “Suna Abla Türkiye konusunda konuşma kısımlarını sen üstlen; gerisini biz hazırlarız” dediler.

Allah razı olsun 16 arkadaş Türkiyeyi en güzel bir şekilde tanıtmak için ihlâsla çalıştılar ve geçtiğimiz Salı günü yapılan sergiye; evlerinde bulunan el işlerinin yanı sıra, baklava, içli köfte, mercimekli köfte, dolma ve güllaçtan tut, tâ somun ekmeğine kadar Türkiyeye özgü ne yiyecek varsa hazırlayıp getirdiler. Böylece çok güzel bir stand hazırladık.

Bu arada, Fatma el-Kenderi “Allâme Bediüzzaman Kütüphanesi” diye bir levha astığı küçük kütüphaneye; Arapça ve İngilizce Risâle-i Nurları, Bakanlığın bastırmış olduğu 500 adet Bediüzzaman CD’sini ve de Üstadın fotoğrafını koydu.

Sergide Türk standı büyük ilgi gördü. Hatta misafirler arasında bulunan Sabah ailesinden bir prenses olan Etvâr el-Sabah “Standınıza yaklaşamadık bu ne kalabalık!” dedi.

Standımıza gelen misafirlere Osmanlıyı, günümüz Türkiye’sini ve Bediüzzamanı dilimizin döndüğü kadarıyla anlattık. Ve Bediüzzan CD’si hediye ettik.

Sergiyi çeken el-Ray televizyonuna da birkaç cümle ile de olsa yine Bediüzzaman’dan bahsettik.

Standımıza gösterilen ilgi yüzünden çok memnun olan Sağır ve Dilsizler Okulu Müdürü, standımızın Çarşamba günü de açık kalmasını ve 20 Ocakta Evkaf Bakanlığı’nın yapacağı bir günlük kampa aynı şekilde iştirak etmemizi bizden rica etti. Müdürün bu teklifini memnuniyetle karşıladık.

Çarşamba günü ziyaretçiler daha azdı; ama Bediüzzaman’ı daha teferruatlı bir şekilde anlatma imkânını bulduk. Kendilerine verdiğimiz bilgileri hayranlıkla dinleyenler “Tüm bu mâlûmatlara binaen şunu söyleyebiliriz: Bediüzzaman bir Müceddiddir” dediler.

03.01.2010 Yeni Asya