Bediüzzaman Hazretleri, Lâhikaların satırları arasında onu her gün dualarında ve manevî kazançlarında ortak ettiği “Nur’un has şakirtleri” sıfatıyla “çok çalışkan hanım şakirdler” arasında “baş”ta saymakta.

 Bediüzzaman Hazretlerinin Kastamonu sürgününde tanıdığı simalardan bir tanesi de hapishane müdürü Tahir Beyin hanımı olan Asiye Mülazımoğlu…

Önceki asrın müceddidinin cübbesini Bediüzzaman’a teslim eden bir hanımdır Asiye. Bediüzzaman’ın, icazet almanın alâmeti olan cübbeyi giymesine hep maniler bulunmuş, neticede hiç beklemediği bir anda Hz. Mevlânâ Halid’in cübbesi, o cübbeye sarılan bir sarıkla pek garip bir tarzda Asiye Hanım vesilesiyle Bediüzzaman Hazretlerine ulaşmıştır.

Küçük Aşık’ın torunu…

Mevlânâ Halid-i Bağdadî önceki asrın müceddidi olarak kabul edilen büyük bir veli ve âlimdir.

Küçük Âşık, Mevlânâ Hâlid’in müridi ve talebesidir. Anne babasından izinsiz olarak geldiğinden Mevlânâ Halid, onu almaya gelen ebeveynine teslim ederken kendisinden bir türlü ayrılmak istemeyen müridine “Sen benim hasretime işte şimdi dayanırsın“ diyerek cübbesini giydirmiştir.

Âsiye Hanım Afyon’da müftülük de yapan dedesi Küçük Aşık’tan kendisine intikal eden bu cübbeyi itina ile saklamıştır. Zira dedesi bu emanetin sahibi olduğunu, ona verileceğini tembihlemiştir. İstiklâl Savaşında, Afyon’u Yunanlıların işgalinde, memleketlerini terk etmek zorunda kaldıkları günlerde bile onu yanından ayırmamıştır. Sandıklı, Isparta ve Akşehir’e gittiklerinde zarurî eşyaları ile birlikte bu cübbeyi de daima yanında taşımıştır.

Mübarek emanet…

Hatta oğlu Necati Mülazımoğlu’nun annesinden naklen anlattığına göre Afyon işgali sırasında yanlarına zarurî ihtiyaçlarını alıp şehri terk ederken cübbeyi unutuyorlar. O anda cübbenin bulunduğu duvar öyle sallanıyor ki, duvarın toprakları dökülüyor. Cübbe de bohçasıyla yere düşüyor.

Aslen Afyonlu olan Âsiye Hanım, eşi Tahir Beyin vazifesi münasebetiyle Kastamonu’da bulunmaktadır. Eşi Tahir Bey hapishane müdürüdür. Kıymetli bir aile hatırası olarak saklanan cübbeyi elinde bulunduran Asiye Hanım yine Kastamonu Lâhikası’nda adı sık geçen Ulviye Hanım vesilesiyle Bediüzzaman ve Risâle-i Nur’larla tanışınca “Bunun asıl sahibi Bediüzzaman’dır” kanaatiyle, cübbeyi Feyzi Efendi vasıtasıyla Üstad’a ulaştırır.

“Bu mübarek emaneti Risâle-i Nur’un Talebelerinden ve ahiret hemşirelerimden Asiye nâmında bir muhterem hanımın eliyle aldım” der Bediüzzaman Hazretleri.

Kaynaklar:

1- Kastamonu Lâhikası, Bediüzzaman Said Nursî.
2- Son Şahitler, 4. Cilt, s.354, Necmeddin Şahiner.
3- Bediüzzaman’ı Gören Hanımlar, s. 70, Nuriye Çeleğen.

Asiye Mülazımoğlu (1885-1987) MUHABBET VE ÖZLEMLE AKTARILAN HATIRALAR…

Risâle-i Nur’un şefkat kahramanları üzerine çalışmaya başladığımda ulaşabildiğim isimlerle görüşmeler yaptım, yapmaya devam ediyorum. Görüşmelerin hepsinde küçük anekdotlar tarzında da olsa Asiye Hanım ile geçen hatıralar hep vardı. Zira 102 yaşında vefat eden Asiye Hanım, Üstad Hazretlerinin de ifadesiyle “çok çalışkan” hanım talebelerden. Son zamanlarına kadar Nur kardeşleriyle müfritâne irtibatını hep devam ettirmiş. Onu “Anne” sıfatıyla tanımlayarak anlatırlarken hepsinin de yüzünde oluşan tebessüm, muhabbetin ve özlemin işaretlerini taşımaktaydı. İşte onlardan dinlediğim birkaç hatıra: Kâinattaki ahenkli musikînin mütefekkir dinleyicisi İstanbul’da düzenli olarak yapılan ilk hanım derslerini organize eden Şükran Demirel, Asiye Hanımın İstanbul’a geldiğinde zaman zaman Küçükçekmece’deki evlerinde kaldığını anlatıyor. Bir gün “Bu gece sizde deniz dalgalarının ‘Ya Celil, Ya Celil!’ zikrini dinlemeye geleceğim Şükran” dediğini gülümseyerek aktarıyor. “O zamana kadar denizi hiç onun gördüğü gibi fark etmemiştim” sözleriyle… Sırma Öztürk de Risâle-i Nurların İstanbul’da teksir makinesiyle çoğaltıldığı ilk yer olma özelliğini taşıyan Yenikapı’daki dört katlı evin kızlarından biri. Evin en alt katı teksir işleri için kullanılmakta. Asiye Anne bu evi de sık sık ziyaret etmekte, beraber Nur dersleri yapılmakta. Sırma Hanımın şoförlük yaparak geçimini sağlayan eşi, Asiye Annenin geldiği günlerde ona İstanbul’daki işlerinde yardımcı olmakta. Bir gün: “Oğlum Vahap, araba tekerlekleri de Allah’ı zikrediyorlar. Bak nasıl ‘Hu!’ diyorlar, duyuyor musun?” sorusuyla arabanın da zikrettiğini ona hatırlatıyor. Bilgili bir ev hanımı ve anne… Şükran Demirel bir gün etli nohut yemeği hazırlıkları yaparken Asiye Anne “Eti ne şekilde hazırladın?” diye soruyor. O da “kuşbaşı şeklinde” diye cevaplıyor. “Kızım etli nohut yemeği kemikli dana etiyle pişirilir. Hemen çocukları kasaba gönderelim alsınlar!” diyerek yemeğin detaylarını onunla paylaşıyor. Şükran Hanıma oğullarının gelişimi için her geldiğinde yaptığı bir tembih ve ölçüm var. Çocukların iki omuzu arasındaki mesafeyi karışla ölçüyor ve tembihliyor: “Bu çocuklar asker olacak Şükran unutma! Her gün birer elma yiyin çocuklar. Babanıza ağlayın ‘Babacım bize fındık-üzüm al!’ deyin.” Eşler arası iletişimde uhrevî bakış açışı Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ’da kaldığı günlerde hanımların eğitimi ile ilgili bizzat vazifelendirdiği isimdir Şahide Yüksel. Öğretmen olan beyi ile Nur hizmetinde ellerinden gelen fedakârlığı göstermişlerdir. Şahide Yüksel’in kızı Ülker Ural anlatıyor: Asiye Anne Üstad Hazretlerini ziyaret için geldiğinde bizde kalırdı. Bir sabah namaz hazırlıkları için kalkıldığında babam anneme bir mesele yüzünden kızar. Böyle zamanlarda annem hiç sesini çıkarmazdı. O sabah da öyle yapmış. Bu tabloya kulak misafiri olan Asiye Anne, eşini uğurladıktan sonra annemi bir kenara çekmiş ve ona şu öğüdü vermiş: “A yavrum, sen de ona bir karşılık ver ki dengelensin, adam mânevî tokat yemesin. Bak hiçbir şey söylemedin. Bütün günahları toplayıp gitti. Ya mânevî tokat yerse!” Evet, böyle anlarda uygun bir şekilde hakkı ifade etmek muhatapların da menfaatine! Belki söylenen küçük bir söz karşı tarafın hatasını anlayıp kendisini toparlamasına vesile olacak, manevî bir şefkat tokadını engelleyecek. Allah’a ve ahirete iman etmek, inanan bir insanın olaylara bakış açısını nasıl da genişletiyor değil mi? Örnek mi istersiniz? İşte Asiye Anne!

31.01.2010


KONU İLE İLGİLİ MAKALELER